AKP TÜRBÜLANSTA

Cumhurbaşkanı Erdoğanın ve düşük profilli başbakan etiketiyle peşinen ilan edilmiş olan Ahmet Davutoğlunun halefi olacağı söylenen Binali Yıldırımın eğer bir erken seçim yapılacak olursa nasıl güçlüklerle karşılaşacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

10 Mayıs 2016 Salı 22:31 < MANŞET
Tıpkı 7 Haziran sonrası Türkiye gibi…

AKP TÜRBÜLANSTA
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı gözü kapalı destekleyenler Başbakan Davutoğlu’na yapılan operasyon Yeni Türkiye’nin fiili başkanlık dönemine geçişidir diyorlar. Oysa fiili uygulamayı tersine çevirecek bir dönem başlatıldı. Bizzat AKP’lilerin adını düşük profilli koydukları bir başbakan seçim kazanamayacağından, erken seçime gidip yeni anayasayı yapacak Meclis çoğunluğunu sağlamak mümkün değildir. Bugünkü aritmetiği ile de Meclis’ten başkanlık sistemi geçirilemez. Yani başkanlık işi yokuşa sürülmüştür.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydanlara indiği 7 Haziran 2015 Seçiminde AKP iktidardan düşmüştü bu unutulmamalıdır. 1 Kasım Seçimindeki başarının ise yalnız 3 nedeninden biri Cumhurbaşkanı Erdoğan idi ki, Ahmet Davutoğlu’ndan başkasına başbakanlık görevi vermeyerek erken seçimi kaçınılmaz kıldı.
 
Lakin AKP’nin bütün yolları denediğini, muhalefetin tüm yolları tıkayarak hiçbir şekilde hükümet kurma, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunları çözme sorumluluğunu üstlenme niyetinde olmadığını izlediği basiretli, kusursuz politikalarla tüm çıplaklığıyla Başbakan Davutoğlu milletin gözleri önüne serdi.
 
Mevcut partilerin oluşturacakları Meclis’te bir koalisyon hükümetinin kurulamayacağına, AKP dışındaki hiçbir partinin tek başına iktidar olma ihtimalinin bulunmadığına kanaat getiren seçmen belki de Recep Tayip Erdoğan yüzünden, yolsuzluk iddialarını dikkate alarak desteğini çekip cezalandırdığı iktidara oy vermeye ister istemez razı oldu.
 
AKP’nin 1 Kasım seçim başarısının üçüncü nedeni ise her üç muhalefet partisinin izlediği tutum idi. AKP’siz bir hükümet kurulamayacağını, erken seçime gidilmesi durumunda oy kaybedeceklerini göremediler. Kimi çevrelerin dayanılmaz AKP iktidarından kurtulma şehveti bütün muhalefet partilerini mıknatısladı.
 
Eğer CHP, MHP veya HDP ortaya çıkan Meclis tablosu karşısında kaçınılmaz şekilde olacakları görüp biz ön şartsız AKP ile koalisyon kurmaya hazırız diye ilk günde açıklama yapsalardı Cumhurbaşkanına hiçbir manevra alanı bırakmamış olurlardı. Koalisyon kurulmamasından MHP’nin sorumlu tutulmasının gerçekçi bir yanı yoktu. Tam aksine AKP ile koalisyon kursaydı en zararlı çıkacak olan MHP olurdu; en kazançlı çıkacak olansa HDP ondan sonra CHP olurdu. Muhalefet partilerinin yapamadığını Başbakan Davutoğlu yaparak seçim sonuçlarının ortaya çıktığı ilk saatlerde AKP her parti ile ön şartsız koalisyon kurmaya hazırdır diyerek erken seçime neden olma iddialarının önünü kesti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yandaşların iddialarının aksine erken seçim isteğini fazla öne çıkartarak muhalefetin eline birçok koz verdi. Bu yüzden AKP, seçimi kazanmak için çözüm sürecini bitirdi suçlamalarına da hedef yapıldı.
 
Bütün bir milletin gözleri önünde yaşanan bu sürecin şimdi, tüm stratejisini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hazırlayıp uyguladığını iddia edenlerin çıplak bir gerçeği illüzyonlarla farklı gösterme çabası boşunadır. Şimdiden dillere pelesenk olan düşük profilli başbakan sloganı karşısında göreve kim getirilse seçim kazanma şansı olmaz. Bu yüzden de muhalefeti erken seçimi dayatarak razı etme imkânı olmaz.
 
Bir de muhalefetin ve muhalif medyanın şimdi dile getirmediği ama seçim ortamında muhakkak üstüne gideceği fevkalade önemli bir husus var ki o da şudur: Başbakan Davutoğlu’na operasyon yapılmasına sebep, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın armatör oğlu Erkan Yıldırım’ın Singapur’da kumar oynarken çekilen fotoğrafının basında yer alması karşısında sessiz kalması gösterilmektedir. Dahası bu fotoğrafı MİT çekip basına servis etti şeklinde de iddialar var. Böylece Başbakan Davutoğlu Binali Yıldırım’ı MİT Müsteşarı Hakan Fidan aracılığıyla“bel altından vurarak” bertaraf etmeye çalıştı denilmektedir.
 
Malum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bir oğlu armatör ve sürekli eleştirilerin hedefinde bulunuyor. Bir de Binali Yıldırım müteahhitlerden alınan paralarla kurulan havuzla yandaş medya oluşturuldu iddiaları hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın durumdan rahatsız olduğu iddialarının altı doldurulmuş olur. Anlaşılan o ki Ahmet Davutoğlu’nun yolsuzlukla suçlanamaz temiz kişiliği tehdit algısı oluşturuyor.
 
Başbakan Davutoğlu’na yapılan operasyon öncesinde pelikan dosyası adlı blogda kendisine yapılmış olan eleştiriler arasında yolsuzlukla suçlanan 4 eski bakana yeterince sahip çıkmadığı da yer alıyordu!
 
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve düşük profilli başbakan etiketiyle peşinen ilan edilmiş olan Ahmet Davutoğlu’nun halefi olacağı söylenen Binali Yıldırım’ın eğer bir erken seçim yapılacak olursa nasıl güçlüklerle karşılaşacağını bilmek için kâhin olmaya gerek yok.
 
Bu durum muvacehesinde AKP’nin erken seçimi tehdit olarak gösterip yeni anayasayı ya da başkanlık sistemini Meclis’ten geçirmesi söz konusu olamayacak. Hatta aksine erken seçim kozunun muhalefete geçeceğini düşünmek de zor değil. Çünkü bu sürecin AKP içi muhalefete yeni katılımlar kazandıracağı ve bunun seçimde imajını zedeleyip başarısına handikap oluşturacağı ihtimali yadsınamaz.
 
Bütün bu mülahazalardan daha da önemlisi milletin zihnini bulandırıp vicdanını yaralayan, içini kaçıran Başbakan Davutoğlu’nu hedef alan Saray operasyonunun hangi sebepten yapıldığına dair soruların bir cevap bulamamasıdır. Kimse ne oldu da böyle oldu sorusuna makul mantıklı bir cevap bulamıyor.
 
Öyle ben böyle uygun gördüm yaptım kime ne tavrını oldu da bitti de maşallah diye karşılayacağı bir Türkiye kamuoyu ve toplumu yok artık. Şu açık ki Saray bu operasyona şık bir kılıf bulamadan, ben yaptım oldu mantığı ile hareket etmiştir, bunun faturasının altından ne yaparsa yapsın kalkamaz. Kimi başbakanlığa atarsa atasın Ahmet Davutoğlu’nun bıraktığı boşlukta kaybolur. Başbakanlıktaki boşluğu Saray da dolduramaz. Saray’ın kimseyi savunabilecek hali de yok, savunulması gereken bir konumda!
 
Peki, buraya kadarı böyle diyelim bundan sonra ne olacak sorusu; elbette ki asıl cevaplandırılması gereken, zihinleri zonklatan sorudur. Böyle durumlarda geleceğe projeksiyon tutmak için Erbakan’ın şu sözünü hep rehber edinmişizdir: Cirit havada iken nereye düşeceği tahmin edilebilir. O halde ciridi havada gözlemleyerek öngörülerimizi paylaşalım…
 
Her şeyden önce bir kere Cumhurbaşkanı Erdoğan hiçbir siyasi incelik, nezaket ve insani mülahazaya, şık davranışa, makul gerekçeye lüzum görmeden; tamamen güç gösterisine dayalı, kaba bir uygulama ile duygusallıktan uzak ve çok sürpriz şekilde gıyabında operasyon başlatarak Başbakan Davutoğlu’na bütün milletin gözleri önünde tek kelime ile ayıp etti. Yani büyük bir yanlışı çok yanlış şekilde yaptı. 
 
Daha önce bu tür ayak oyunlarını selefi 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de yapmıştı. Erbakan’ın da muhatap kılındığı vefasızlıkları unutulacak gibi değil. Tayip Erdoğan’ın vefa ve sadakat sicili pek parlak sayılmaz. Tayip Erdoğan’ın en duyarlı olduğu ve gereğini yapmayı çok iyi becerdiği şey, gücün yönünü tespit etmektir. Siyasi hayatındaki zikzakların, tavır değişikliklerinin en önemli saikı budur.
 
20 yıl Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği yaparak rekor kıran derinlerin adamı “Beyaz Türk” Ertuğrul Özkök, henüz gelişmeler zuhur etmeden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu’nu “kendileri” açısından kıyaslayan fevkalade önemli bir yazı köşesinde yayınladı.
 
Ezcümle şunu demek istiyordu: Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu gibi görünen, ne yapabileceğine önceden tahminde bulunmanın mümkün olduğu bir kişilik. Başbakan Davutoğlu ise göründüğü gibi olmayan, duygularını kontrol edebilen çok tehlikeli biri. Kavgaya tutuştuklarında muhakkak Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yana olalım! Nitekim açıkça olmasa dahi Beyaz Türklerin tutumlarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yana temayül gösterdikleri görülmektedir. Bu, Cumhurbaşkanı kazandığı Başbakan kaybettiği için değil; tam aksine Ahmet Davutoğlu’nun kazanacağından korktuklarındandır!
 
Başbakan Davutoğlu’nun görevi bırakacağı, AKP’yi olağanüstü kongreye götüreceği, aday olmayacağı duyurulduktan sonra MKYK toplantısının ardından yapacağı bildirilen basın açıklamasına kısa bir veda konuşması nazarıyla bakıldı. Sanıldı ki benden bu kadar haydi eyvallah deyip çekip gidecek. Lakin o öyle yapmadı. Daha önce yaptığı grup konuşmasından daha uzun, detaylı, gerekçeli, açıklamalı, gayet özenle hazırlanmış efradını cami ağyarını mani, siyaset literatüre örnek olarak geçecek bir açıklama yaptı.
 
Olağanüstü bir ustalıkla hazırladığı açıklama metni ile hiç kimseyi hedef yapmadan, suçlamadan, suçu da üstlenmeden, oklarını çekip yaylarını germiş hazır kıtalara hedef olmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 47 MKYK üyesini milletin vicdanında öyle bir mahkûm etti ki kimseye yapacak hiçbir şey bırakmadı. Böylece pes etmiş değilim, 7 Haziran’dan sonra nasıl daha güçlü geldiysem yine öyle döneceğim dedi.
 
Peki, 7 Haziran Seçimi sonrası sergilediği bu politika ile1 Kasım’da AKP’ye 10 puan kazandırarak çok büyük başarı sağlayan Başbakan Davutoğlu şimdi salt milletvekili olarak aynı politikayı yürütebilir mi?
 
Hemen şunu belirtelim ki, 7 Haziran sonrası muhalefet partileri ne kadar büyük yanlışlar yapıp AKP’nin ekmeğine yağ sürdülerse Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tayfası da daha büyük yanlışlarla Davutoğlu’nun ekmeğine yağ sürecek şekilde bir başlangıç yapmış bulunuyor.
 
AKP’nin olağanüstü büyük kongresinde kim aday gösterilirse gösterilsin, MKYK listesinde hangi isimler yer alırsa alsın yaygın bir memnuniyetsizliğe, huzursuzluğa, iğbirara yol açması kaçınılmazdır. Sonrası kurulacak hükümette yapılacak değişiklikler de keza ilaveten bir huzursuzluk kaynağı olacaktır. Kongre öncesi son dakikaya kadar sır gibi saklanarak her şey bir oldubittiye getirilirse ortaya çıkacak infiali çok daha büyük olabilir. Nasıl ki 7 Haziran’da türbülansa giren Türkiye yaşadıkları nedeniyle çareyi AKP’ye tek başına iktidarı yeniden vermede bulduysa; şu andan itibaren türbülansa girmiş olan AKP’nin de tek çaresi yeniden Ahmet Davutoğlu’nu genel başkanlığa getirmek olacaktır. AKP’nin türbülanstan çıkmak için muhtaç olduğu formül Türkiye’nin 7 Haziran ilâ 1 Kasım sürecinde yaşadığı tecrübede mevcuttur.
 
Bir de işin “devlet” boyutu var; yani bizlerin millî derin devlet dediğimiz olgu. Eğer Ahmet Davutoğlu’na bir güvenilir güç umut ve teminat vermiş olmasaydı, kendi tabiriyle hiçbir faninin duygularına öylesine hâkim olup o kusursuz açıklamayı büyük bir metanetle yapması mümkün olabilecek şey değildi.
 
Bizler bu süreçte millî derin devlet gerçekliğini bir kez daha test etme imkânı bulacağız. Şu anda asla ülke çıkarları ile bağdaşmayan Başbakan Davutoğlu’na yönelik operasyon bumerang gibi RecepTayip Erdoğan’a dönmezse artık millî derin devletin varlığından söz edemeyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ne iç, ne dış politikada herhangi bir farklı tutum ve yaklaşımı olmayan Başbakan Davutoğlu’na yapılanı tamamen kişisel/ailevi kaygılardan ve güç zehirlenmesinden kaynaklanan bir tasarruf görüyoruz. Buna -eğer gerçekten var ise- millî derin devlet mümkün değil seyirci kalamaz, mutlaka müdahale eder.
 
Eğer böyle olmazsa demek ki AKP bir millî derin devlet projesi değil Recep Tayip Erdoğan projesiymiş ve bugün bölge lideri küresel bir güç olan Yeni Türkiye de onun eseridir! Oysa bizler biliyoruz ki AKP’yi kurulurken fabrika ayarlarını veren küresel güçlerle yerli uzantısı TÜSİAD destekleyerek 3 Kasım 2002 Seçiminde %34 oyla tek başına iktidar yaptıktan sonra millî derin devlet kontrolünü ele geçirdi.
 
Nitekim ondan sonra 22 Temmuz 2007 Seçimi öncesi, Başbakan Erdoğan gazetecilere oyumuz %28’e düşmüş durumda dediği halde Cumhuriyet Mitingleri ve 27 Nisan Muhtırası nedeniyle %47’ye yaklaştı. Cumhuriyet Mitingleri, millî derin devlet tarafından başlatıldı Ergenekon derin devletine yem diye atıldı. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın verdiği e-muhtıra da millî derin devletin provokasyonuydu.
 
12 Haziran 2011 Genel Seçimindeki başarıyı da millî derin devletin sağladığı oldukça uygun konjonktüre borçludur. Esasen ülkeyi gerçekte o yönettiğinden tüm başarıların asıl sahibi millî derin devlettir. Bunu, Başbakan Davutoğlu’na yapılan operasyonun sonuçlarına bakarak bir kez daha test etmiş olacağız. O vakit el mi yaman bey mi; göreceğiz. Sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan gözden çıkarılmış gibi. Serbestçe istediğini yapıyor, bildiğini okuyor. Galiba artık umutsuz vaka, ne yersen ye deniliyor!
 
Sayı: 914
EtiketlerElazığ AKP Davutoğlu erdoğan elazığ
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • tamer h. - 11 Mayıs 2016 Çarşamba 23:44
    başlıktaki türbülans ifadesini bilinçli mi kullandınız bilmiyorum lakin abdulkadir selvi yazısında şu ankedotu aktarmış: türbülansa giren uçakta erdoğan paniklerken binali yıldırım yemeğini yemeye devam edince erdoğan sormuş "sen niye bu kadar sakinsin?"
    yıldırım şöyle cevaplamış:"hiç bir uçağın havada kaldığı görülmemiştir"
  • orhan ışıl - 11 Mayıs 2016 Çarşamba 00:02
    mevcut durum ortaya çıktıktan sonra,bir an önce yazmanızı bekliyordum.çok faydalı oldu.yorumlarınıza katılıyorum.rabbim ümmeti muhammet için hayırlısını nasip etsin.allaha emanet olun.
  • M. ALP - 10 Mayıs 2016 Salı 20:52
    3 - 4 gündür sabırsızlıkla bu yazıyı bekliyordum. Kısmen süreci analiz etmişsiniz fakat hala netlik kazanmayan durumlar söz konusu. bakalım hayırlısı... AKP kongresi bi yapılsın da görelim
DÖVİZ KURLARI
USD 7.3985     EURO 9.0105     IMKB 1542     ALTIN 442,399    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 06:03
Güneş 07:28
Öğle 12:40
İkindi 15:19
Akşam 17:42
Yatsı 19:02