BU BÖYLE GİTMEZ!

Geride bıraktığımız 14-15 Nisan günleri, İslam İşbirliği Teşkilatının(İİT) 13. Zirve Toplantısı İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapıldı. İki yıllık dönem başkanlığı Mısır’dan Türkiye’ye geçen İİT’in İstanbul Zirvesinde dünya dengelerini değiştirmeye aday fevkalade önemli kararlar alındı.

19 Nisan 2016 Salı 21:24 < MANŞET
İİT İstanbul Zirvesinden BM 5’lisine ihtar:

BU BÖYLE GİTMEZ!
 
Geride bıraktığımız 14-15 Nisan günleri, İslam İşbirliği Teşkilatının(İİT) 13. Zirve Toplantısı İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapıldı. İki yıllık dönem başkanlığı Mısır’dan Türkiye’ye geçen İİT’in İstanbul Zirvesinde dünya dengelerini değiştirmeye aday fevkalade önemli kararlar alındı.
 
Dönem başkanlığını devralan Cumhurbaşkanı Erdoğan yönettiği zirve toplantısında Birleşmiş Milletleri hedef alan sözlerini, çok daha güçlü bir tonda ve anlamlı bir platformda yineleyerek muhtıra niteliğinde uyarılarda bulundu. Mevcut yapının işlerliği kalmadığını belirterek BM yeniden tanzim edilmeli dedi.
 
Kısa birsüre önce Suudi Arabistan öncülüğünde kurularak bölgenin en büyük tatbikatını gerçekleştiren İslam Ordusu’nu Türkiye’nin desteklediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam İnterpol’ü, İslam Kızılay’ı, İslam Tahkim Merkezi kurulmasını genel kurula önerdi.
 
Tüm önerileri kabul gören Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatına adeta Birleşmiş Milletlere alternatif bir misyon yüklediğini ihsas ederek; bu böyle gitmez ya Türkiye’yi Güvenlik Konseyinin Daimi Üyesi yaparsınız ya da İslam Birleşmiş Milletler örgütümüzü oluştururuz mesajı verdi.
 
Zaten daha önce Medeniyetler İttifakı toplantılarında müzakereci ülke olarak Türkiye İslam Dünyasının temsilcisi olarak çalışmaları yürütmüştü. Halen Birleşmiş Milletler bünyesinde üzerinde çalışılan projeyi birtakım engellemeler yüzünden olgunlaştırmak mümkün olmamaktadır.
 
Uzun süredir Birleşmiş Milletler Teşkilatının yapısının adil olmadığı, revize edilmesi gerektiği, Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkeden birinin vetosu nedeniyle sistemin kilitlenerek işlevini yerine getiremediği şeklindeki itirazlarını dünya beşten büyüktür sözleriyle sloganlaştırmaktaydı. Bu sloganı da yineledi.
 
İkinci Dünya Savaşı bitiminde galip ülkelerin Yalta Konferansında kurduğu sistemin günümüzde dünya şartlarına uyum sağlayamadığı, yeni küresel dengeleri temsil edemediği, birçok ülkede yaşanan savaş ve işgalleri engelleyemediği, yeryüzünün hiçbir bölgesindeki sorunlara müdahale edip çözemediği açık bir realite olarak ortadadır. İşlevselliği kalmayan bir örgüt ya da sistem zaten sürgit ayakta tutulamaz.
 
SSCB ve Varşova Paktı dağıtılıp tek süper güç yapılan ABD ve NATO liderliğinde Yeni Dünya Düzeni kurulduğu açıklandı. Böylece Birleşmiş Milletler fiilen lağvedildi. Başkan Bush haçlı savaşı ilan ederek Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek için, ABD’nin müttefiklerle birlikte 22 İslam ülkesini işgal ederek sınırlarını değiştireceğini belirtip ‘ya bizimlesiniz ya düşmanımız’ dayatmasında bulundu. Böylece mevcut dünya düzeni filen tasfiye edilerek yeni bir dönem başlatıldı.
 
Ardından Birleşmiş Milletlere herhangi bir başvuruda bulunmadan, tamamen yok sayarak Afganistan’a ve Irak’a işgal kararı alan ABD ile müttefiklerine Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olan Rusya, Çin; sesini çıkartmayıp itiraz etmeyerek başlatılan Yeni Dünya Düzenini ve bu ilk icraatını onaylamış oldular.
 
Lakin Irak’ı Türkiye üzerinden kuzeyden işgal etme talebi -1 Mart 2003 Tezkeresi Meclis’ten çevrilerek- reddedilen ABD müttefikleri ile birlikte güneyden başlattıkları işgalden başarısız kaldıklarından sonuçta yenilgiye uğrayıp çekilmek zorunda kaldılar. Dünyadaki bu keşmekeş durum öyle başladı.
 
Bu, tek süper güç ABD’nin de, Yeni Dünya Düzeninin de, Büyük Ortadoğu Projesinin de sonu oldu. Bir küresel ekonomik krizin de yapılan astronomik savaş harcamaları nedeniyle başlamasıyla ABD ve Batı artık üstünlüğünü yitirmiş oldu. BM yeniden önem kazanınca bu defa da Rusya ve Çin inisiyatif almaya başladı. Başka bir ifade ile lağvedilen Birleşmiş Milletlere çaktırılmadan yeniden dönülmüş oldu.
 
Rusya Gürcistan’ı işgal ederek Güney Osetya’yı, Ukrayna’yı işgal ederek Kırım’ı ilhak etti. NATO mırın kırın etmekten öte bir varlık gösteremedi. Hızını alamayarak ardından da Suriye’ye giren Rusya’yı Batı ülkeleri ekonomik yaptırımlarla frenlemeye çalışıyor.
 
1 Mart 2003 Tezkeresini Meclis’ten geçirmeyerek yeni süreci başlatan Türkiye de nihayetinde bugünkü bölge lideri küresel güç konumuna geldi ve dünya dengeleriyle oynayacak imkânlara kavuştu.
 
Tek süper güç ABD artık sıradan küresel güç haline gelip Avrupa Birliği dağılma sendromuna tutulmuş iken Türkiye’nin İslam Birliği doğrultusunda adımlarını hızlandırdığı bir süreç yaşanıyor…
 
ABD ve müttefiklerinin bölgeye yeniden dönüşünün mümkün görülmediği, Rusya’nın ise kazanımlarına sahip olmak için didindiği bir süreçte Türkiye’nin Suudi Arabistan üzerinden İslam Birliği çalışmalarında vites değiştirdiği görülüyor. Bu elverişli dünya konjonktüründe İslam Birliği için engel bir güç artık yok!
 
Pentagon’un Irak’a kuzeyden girme bahanesiyle Türkiye’yi işgal planı akamete uğratıldıktan sonraki ilk hamle, Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Toplantıları platformu ile başlatıldı. Uluslararası bir sorun olduğu ileri sürülerek, Türkiye inisiyatifinde başlatılan Irak’a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları Toplantıları engellemek istendi lakin başarılamadı. Bunun üzerine Batılı ülkeler toplantılara katılmanın tek çare olduğunu görerek BM bünyesinde yürütülmesini sağladılar.
 
Ardından Türkiye ile İspanya Başbakanlarının eş başkanlığında yürütülen Medeniyetler İttifakı konulu müzakereler başlatıldı. Birtakım oyalama taktikleriyle bu da engellenmek istenince Türkiye İslam Birliği yönündeki çalışmalarını açıktan yürütmeye başladı. Onlarsa Türkiye’ye karşı açıktan terörü destekledi.
 
Terör örgütü ilan ettikleri PKK’ya örtülü destek veren ABD ve müttefikleri onun Suriye kolu olan PYD’yi açıkça desteklemektedirler. IŞİD ile mücadelede kara gücü olarak kullandıkları bahanesiyle PYD’yi her türlü silahla donatıp eğiterek Türkiye’nin sınır ilçelerinde terör yaptırmaktadırlar.
 
Türkiye de Suudi Arabistan öncülüğünde aynı bahaneyi kullanarak IŞİD terörü ile mücadele edebilmek için İslam Ordusu oluşturup şimdiye kadar 44 ülkenin katılımını sağladı. ABD olmadan NATO’nun nasıl ki bir kıymetiharbiyesi yoksa Türkiye olmadan da İslam Ordusu’nun herhangi bir önemi, anlamı yoktur.
 
Türkiye’nin gücü ve inisiyatifi olmasa İİT de bir değer, anlam ifade etmez. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirmesinden itibaren bağımsız politikalar izlemeye başlayan Türkiye, 1 Mart 2003 Tezkeresini Meclis’ten geri çevirdikten sonraki süreçte bunu her fırsatta ivmeler kazandırarak yürütüyor.
 
Gelinen bugünkü noktada savunma sanayiinde üstün teknoloji ürünü temel ihtiyaçlarını kendi kabiliyeti ile temin eden, dışa bağımlılığı kalmayan Türkiye sahip olduğu caydırıcı gücü yüksek ordusuyla cazibe merkezi oluşturabildiğinden uluslararası oluşumlara öncülük edebilmektedir.
 
Siyasi, ekonomik, askeri gücü ile kendi ayakları üzerinde durabilen, dış etkilere mukavemet kabiliyetini haiz her ülke milli çıkarlarını gözeten, bağımsız, özgür, özgün politikalar geliştirip uygulayabilir. Türkiye bu ülkelerden biri olarak kendisiyle birlikte hareket eden, kader birliği yapan İslam ülkelerinin haklarına ve çıkarlarının korunmasına da vaziyet edebilmektedir.
 
Türkiye’ye rağmen bölgede hiçbir planın, projenin gerçekleştirilemediğini içeride-dışarıda herkes teslim etmektedir. Bu, küresel güçlerin Türkiye ile birlikte hareket etmelerini ya da dikkate almaksızın bir plan, proje yapmamalarını gerektirmektedir. Türkiye’nin bileğinin bükülemediğini reel politik bir durum olarak gözlemleyen bölge ve dünya ülkeleri stratejik ortaklığa değer bulup güven duymaktadırlar.
 
Bunun bilinciyle hareket eden Türkiye’nin bölge lideri küresel güç konumunu tahkim etmek adına tarihi ve kültürel bağları olan İslam ülkeleriyle ortak hareket etme platformları oluşturduğu görülüyor. Mevcut konjonktür de bu çabalarına imkânlar, kolaylıklar sağlamaktadır.
 
Batının ürettiği evrensel değerleri Afganistan ile Irak işgallerini gerçekleştirmek için uydurduğu yalanlar ve istila ederken sergilediği vahşetle, katliamlarla paspasa çevirmesi yumuşak gücünü tüketti. Özellikle Arap Baharı sürecinde ilkesiz, pragmatik, ikircikli, samimiyetsiz yaklaşımları/uygulamaları; demokrasiyi ve insan haklarını yalnız kendine istediğini, Müslüman ülkeler için asla istemediğini bölge toplumlarının belleğine kazıyan Batı inandırıcılığını, güvenilirliğini tümden yitirdi.
 
Bölge ülkelerine kara gücü ile müdahale etme kabiliyetlerinin de kalmadığı görülünce, terör örgütlerinin borusu ötmeye başladı. Zaten ABD ve müttefiklerini Irak’ta yenilgiye uğratıp çekilmek zorunda bırakan, geri dönüşlerine imkân bırakmayan cihatçı direniş örgütleriydi. Cihatçı direniş örgütlerine karşı İran, Şii Hizbullah ve PYD Kürtleri ile kurdukları ittifaksa Sünnilerin, Arapların tepkilerini çekti. Böylece güçlerini ve itibarlarını yitiren ABD ile müttefikleri bölge ülkeleri, toplumları üzerindeki etkilerini de yitirdiler.
 
İslam ülkelerindeki tek dayanakları, umutları olan işbirlikçi mankurtlar ise gücünü yitirmiş bir batıdan ne bekleyip karşılığında ne verebilirler! İçine düştüğü küresel ekonomik krizden çıkamayan, ülkeleri işgale artık mecalleri kalmayan Batılı ülkelere kim sırtını dayayıp onlar adına siyaset, icraat yapabilir?
 
Batı işbirlikçisi mankurtların en faal ve etkili olduğu ülke hiç şüphesiz ki Türkiye’dir. Türkiye’deki Batıda bile olmayan ileri demokrasinin sağladığı özgürlükleri suiistimal ederek efendilerine hizmet eden kesim artık bütün ümitlerini PKK terörüne bağlamış durumdadır. PKK’nın tükeniş sürecine girmesiyle tümüyle umutsuz kalan Batıcı mankurtlar ne yapacakların bilemez durumda, şaşkınları oynuyorlar.
 
Ağababalarının Türkiye’nin bileğini bükemediğini gören bazıları da sırtlarını nereye dayayabileceklerini bilmediklerinden birer ikişer terki silah edip köşelerine çekilmektedirler. Şövalye kılıklı mankurtların tüm iddialarından vazgeçip inlerine çekilmeleri hiç şüphesiz ki Batılıları maşasız bırakmaktadır. Kor ateşine ellerini sokmak durumunda kalan Batılıların artık yapabileceği bir şey yoktur.
 
İİT İstanbul Zirvesinde alınan İslam İnterpol’ü, İslam Kızılay’ı, İslam Tahkim Merkezi gibi küresel kurum ve kuruluşlar İslam Birliği sürecinin lokomotifi Türkiye’yi Birleşmiş Milletler’e alternatif yapı oluşturmada daha güçlü, etkili konuma getirecektir. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. Her şeyin başı tek başına hareket edip ayakları üzerinde durabilme kabiliyeti gösterebilmektir; gerisi lafügüzaf kabilinde.
 
Batı -özünde Siyonizm- Türkiye’yi sağ-sol anarşisi, ASALA-PKK terörü ile bölmeye çalıştı başaramadı. İran-Irak savaşına müdahil etmek, Körfez Savaşına sokmak, Yunanistan, Bulgaristan ve Ermenistan’la savaştırmak istedi beceremedi. Son olarak Suriye ile savaşa sürükleyip Arap ülkelerini başına toplama çabasına girdi tutturamadı. Pentagon’un Irak’a kuzeyden girme bahanesiyle Türkiye’yi kalleşlikle işgali planı da akim bırakılmakla kalmadı, ayaklarına dolandırılarak bugünlere doğru sürükletildi.
 
En nihayetinde, bir üçüncü dünya savaşı senaryosu piyasaya sürülerek Birinci Dünya Savaşındaki gibi Türkiye’nin başına çullanma planının ise gerçekleşemeyeceği, Doğu Akdeniz’e savaş gemileri yığınağı yapılarak görüldü. Türkiye geri adım atmak yerine, tam aksine Kuzey Irak’a takviye birlikler göndererek batının blöfüne anlamlı bir karşılık verdi.
 
Türkiye’ye tehditle, blöfle, terörle köşeye sıkıştırarak boyun eğdiremeyeceklerini gördüler. Yapabilecek başka bir şeyleri kalmadı. Artık ya samimi işbirliği içerisinde yeni bir dünya ve adil bir düzen kuracaklar ya da giderek artan bir trendde meydanı tümüyle Türkiye’ye bırakıp her yerden çekilme mecburiyetinin zilletini yaşayacaklardır.
 
Dünya Siyonizm’inin artarda 2 küresel savaş çıkartıp 1945 Yalta Konferansında kurduğu iki kutuplu ve iki bloklu küresel sistem çöktü. Tek süper güç yaptığı ABD liderliğinde ilan ettiği Yeni Dünya Düzeni de tutmadı. Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içinde Büyük İsrail Projesini hayata geçirmek için Çekiç Güç oluşturması da işe yaramadı. Bütün bunlar, Dünya Siyonizm’inin 1945’te kurduğu küresel sistem zirvede iken; 1969 yılında Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş’ün 40 yıllık mücadelesi zarfında gerçekleşti! Bunun, İslam literatüründe önemli yeri olan Deccal-Mehdi Mücadelesi olduğunu hakikat ehli bilmektedir.
 
Sayı: 911
Etiketlerislam birliği erbakan islam işbirliği teşkilatı
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 7.3985     EURO 9.0105     IMKB 1542     ALTIN 442,399    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 06:03
Güneş 07:28
Öğle 12:40
İkindi 15:19
Akşam 17:42
Yatsı 19:02