Asrın En Büyük Lideri Erbakan-1

HABERDEM yazarı İsmail OKUTAN'ın yazısı... 06 Ağustos 2010 Cuma 02:24


Asrın En Büyük Lideri Erbakan-1

 İsmail OKUTAN-HABERDEM

(Tarihin ölü toprağını yeşerten bu büyük mücadeleyi saygıyla selamlıyorum.)  

     Çağımızın müceddidi, mürşidi kâmili, bu zamanın kutbu azamı Erbakan’dır. Erbakan’ı tanımak, anlamak devasa şifadır. Bu çağda yaşayıp da Erbakan’ı anlamamak, onun peşinden gitmemek en büyük talihsizliktir. Erbakan kimlerle mücadele etmedi ki? Siyonistlerle, taklitçiklerle, yerli işbirlikçilerle, kale içinde kalan kalıntılarla, gizli- açık, uzak- yakın tüm düşmanlarla savaşmaya ömrünü adadı.

     Osmanlının çözülüşü ile yeni Cumhuriyetin kuruluşu arasındaki geçiş döneminde milletimiz tarihin balkonunda adeta mısır koçanı gibi asılı kalmıştı. Bu acılar, elemler, bunalımlar, buhranlar döneminde kendi içinde sıkışıp kalmış, adeta bir akıl tutulmasına yakalanmıştı. Derin ihanetlerin, sürgünlerin, bozgunların, medeniyet kırılmalarının yaşandığı bu dönemde milletimiz tüm dinamiklerini kaybetmişti. Bir medeniyet presinden geçirilerek ezilmiş, silinmiş kendine olan güvenini kaybetmişti. Tarih yolculuğunda son derece alaboralı bir fırtına dönemi geçirmişti. Bu dönemde yapılan inkılâplar, yenilikler, idam ve sürgünlere varan baskılarla bu çileli dönemde ne yapacağını da bilmeyecek çaresiz bir duruma düşmüştü. Bir sabah uyandıklarında eski ile yeniyi, dün ile bugünü birbirine bağlayan köprülerin atıldığını görmüşlerdi. Gece âlim olarak yatanlar sabah cahil olarak uyanmışlardı. Eskiden kutsal sayılan, çok önem verilen değerlerin önemi kalmamıştı. Temel kavramlar, kurumlar, sistemler, düşünüşler artık kökten değiştirilmişti. Kendi ruh kökünden koparılmaya çalışmıştı.

     Milletimizin yaşayış ve düşünüşünde köklü değişiklikler yaşanmıştı. Çaresiz kalan Müslümanlar baskıcı sisteme muhalif gördükleri hareketlere sarılmışlardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile başlayan bu macera zamanla Müslümanların üzerinde oynanan oyunlara sahne oldu. Müslümanların kendilerine ait bağımsız bir hareketleri yoktu. İşbirlikçi partilerin iktidarlarında yıllarca ustaca oyunlarla Müslümanlar bloke edildi. Sağ-sol çatışmalarının aslında ABD’in NATO içinde kurduğu Gladio’nun Türkiye’deki merkezi tarafından yönlendirildiğini fark etmemizi sağlayan yegâne Lider Muhterem Erbakan’dı. Bugünkü bilgilerimize o zaman sahip olmamız mümkün değildi. Bu ferasetsizlik diğer kesimlerin aldanışına kaynaklık etmişti.

      Bir takım alacakaranlık uşakları aydın sıfatıyla Müslümanlara yön verip masonlara koltuk değneği yapıyordu. İlk defa Erbakan Hoca’nın öncülüğündeki Milli Görüş Hareketi siyaset sahnesine çıkıncaya kadar bu karanlık dönem hüküm sürdü. Cumhuriyet tarihimizde İlk defa Erbakan Hoca bir cephe açtı ve “Müslümanlar buraya” diyerek herkesi çağırdı. Başta M. Zahit KOTKU olmak üzere o dönemin önde gelen tüm âlim ve kanaat önderlerinin istişaresi sonucu ittifakla bu görev genç Mühendis Erbakan’a verilmişti. Onun ibadet aşkıyla yaptığı çalışmalar sonucu Müslümanlar Masonların partilerine muhtaç olmayacak bir açılım elde ettiler.

     Erbakan Hoca; yönünü Batıya çeviren, kendi medeniyet çizgisinden uzaklaşan Cumhuriyetimizin yönünü yeniden Medeniyetimize çevirmek istiyordu. Osmanlıyla Cumhuriyet arasında atılan köprüleri yeniden kuruyordu. O’nun çabalarıyla kazanılan Kıbrıs savaşıyla yeniden Osmanlı ruhu dirilmiş oluyordu. 1974 Milli Görüş hükümet ortağıydı ve onların zorlamasıyla, askerler geri adım atılmayacağı konusunda ikna edildikten sonra Harekât başlatılmış ve ABD'nin, Avrupa’nın tüm ambargolarına rağmen zafer elde edilmiştir. Bu zafer Viyana kuşatmasından sonra hep toprak kaybederek küçülen Milletimizin kazandığı ilk toprak parçasıdır. İlk fetih hareketidir. İlk genişleme hareketidir. Bu da Osmanlı ruhuna sahip olan Muhterem Erbakan Hocaya nasip olmuştur. Bu konudaki tartışmaları Ecevit ölmeden önce Aksiyon Dergisine verdiği röportajında; “MSP kanadı olmasaydı Kıbrıs Barış Hareketini yapamazdık” diyerek kendisi bitirmiştir. Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Ancak padişahlara nasip olan fetih hareketi Erbakan‘a nasip olmuştur.   

     Bu çizgide devam MNP, MSP, RP’nin hükümet ortağı olduğu dönemlerde Türkiye’ye büyük hizmetler yapıldı. Bunların en başında ayağı çarıklı,  kirli şapkasıyla, yırtık ve yamalı elbisesiyle köyden şehre gelen, bir resmi daireye girip talebini dahi dile getiremeyen insanımız Erbakan Hoca sayesinde siyaseti öğrendi, vekil oldu, bakan oldu, genel müdür oldu, belediye başkanı oldu. Bu günkü hükümet erkânı ve Cumhurbaşkanı da dâhil olmak üzere, yüzlerce, binlerce insanımız bu sayede devlet kapısı gördü, koltuk gördü, makam gördü, bugün de onun rantını gördü. Bir muhasebecinin elinden tutup belediye başkanı yaptı. Bir bankacının elinden tutup bakan yaptı. Bir imamın elinden tutup Genel Müdür yaptı. Bir köylünün elinden tutup vekil yaptı. Yüzlerce imam hatiplinin, Anadolu çocuğunun avukat, hâkim, savcı öğretmen vs. olmalarının kapısını açtı. Ufak bakkal çalıştıran yüzlerce köylü ve mahalle esnafımızın ufkunu açarak profesyonelce çalışmalarını, helal servet sahibi olmalarının önünü açtı. Başsız, dağınık, fakir, ufuksuz, şifahi kültüre sahip olan İslami kesimi bir araya toplayarak medeni bir topluluk haline getirdi. Kendi güçlerinin farkına varmalarını sağladı. Yeniden kendi medeniyet çizgilerine dönmelerini sağladı. Yatağından çıkmış, nereye akacağını bilmeyen kayıp nehri yeniden doğal yatağına döndürdü. Tarih yolculuğundaki Medeniyet yol ayrımında uyarı levhasını yerleştirerek milletimizin doğru yöne gitmesini sağladı.

      Hükümet ortağı olduğu dönemlerde yüzlerce fabrikanın kurulmasını öngören planlar yapılarak Avrupa’nın, Amerika’nın sömürgesi, çöplüğü haline gelmemizin önünde durdu. Milli Sanayi hamlesiyle ekonomimizin temel taşı olan, ülkemizin her tarafına kurulan fabrikalarla bir taraftan binlerce vatan evladı iş, aş sahibi olurken bir taraftan da ekonomik özgürlüğümüzü kazanıp sömürge ruhundan kurtulmamızı sağlıyordu. Milli bir şahlanış başlıyordu böylece. Milleti yenilmişlik psikolojisinden kurtarıyordu. Bilinenin aksine başkalarına muhtaç olmadan kendi fabrikalarımızı kurabileceğimizi, ekonomik özgürlüğümüzü kazanabileceğimizi ispatlanmış oluyordu. Kendimize güven duymamızı sağlıyordu. Böylece tam bağımsız bir Türkiye’nin hayal olmadığını gösteriyordu. Çanakkale’de iman gücümüzü geçip Anadolu’yu istila edemeyen Siyonizm,’’ bir milleti yok etmek için askeri istilaya gerek yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden uzaklaştırmak, ahlak ve maneviyat değerlerini yazlaştırmak, kültürünü değiştirmek, ekonomisini zayıflatmak, borca esir etmek yeterlidir.’’ Diyerek yöntem değiştirdi. İşte Erbakan Hoca, Siyonizm tehlikesini anlatan ilk ve tek lider olarak ülkemizi bu tehlike konusunda uyarmıştır.  İşte Siyonizm’le mücadele edebilmenin yolu olarak da D8 İslam Birliği Projesini hayata geçirdi. Yahudilerin 1897’de İsrail’i kurmak, Osmanlıyı yıkmak ve Müslümanları dağıtmak için Basel’de toplantı yaptığı salonda yüz sene sonra Müslüman Topluluklar kongresini gerçekleştirdi

      Ne zaman Milli Görüş iktidara geldiyse ülkenin her tarafında fabrikaların bacaları tütmüş, istihdam sağlanmış, top yekûn bir yatırım seferberliği başlamıştır. Yüzlerce dev hizmetle Türkiye 50 yıldan beri oyalandığı taklitçilik ve montajdan kurtuluyordu. İşte bu hizmetleriyle; ‘‘Şimdi montaj devri kapanıyor, şahsiyetli Milli Görüş devri başlıyor. Bugüne kadar taklitçilikte çok şey kaybettik, şimdi taklitçilik devri kapanıyor, şahsiyetli Milli Görüş devri başlıyor. Bürokrasi devri kapanıyor, dinamizm devri, hızlı kalkınma devri başlıyor.  Gericilik-ilericilik münakaşası devrini kapatıyoruz, ilericiler inananlardır devrini başlatıyoruz’’  diyordu.

O.G.