Editör

[email protected] 31 Ekim 2017 Salı 23:10 DİĞER KÖŞE YAZILARI

ERBAKAN TÜRKİYE’Yİ ÖYLE BİR YAPILANDIRDI Kİ KİM YÖNETSE DEĞİŞMEZ


 
1923 hile rejimi ve köle düzeni için Erbakan bir Yahudi şaheseri diyordu. Farklı kurumlar ve kuruluşlarla statüko öyle tahkim edilmişti ki rejimin değiştirilmesine asla imkân ihtimal bırakılmamıştı. Ama Erbakan bütün kodlarını, şifrelerini çok iyi biliyordu her yanı mayınlı siyaset alanında 40 yıl boyunca at koşturdu…
 
Erbakan baştan sona şu temel prensiple hareket etti: Eğer geçeceğiniz yol, varacağınız hedef, kullanacağınız vasıtalar bilinirse bunu her halükârda engellemek mümkündür. Bir kişi sırrınızı bilirse amacınıza ulaşamazsınız. Bunun içindir ki, Sultan Fatih sakalımın bir teli bile sırrıma vakıf olsa onu kazaratarım demiştir.
 
Yahudi canhıraş siyasi çabalarına bakarak Erbakan’ın kurduğu partilerle iktidar olmanın planlarını yaptığını, deklare ettiği amaçlarını öyle gerçekleştirmeye çalıştığını sanıyordu. Oysa Erbakan Yahudi’yi yanıltmak ve siyasi söylemini topluma iletmek için siyasete son derece büyük bir gayretle heyecanla asılıyordu. Bildik legal yoldan iktidar olmasına asla fırsat verilmeyeceğinden adı gibi emindi. Hiç kimsenin asla ihtimal veremeyeceği yoldan ancak iktidara gelebileceğini çok iyi biliyordu.
 
Yahudi öngördüğü şekilde Erbakan’a yönelik tedbirler alıyordu. Partilerinin daha kuruluş safhasında en yakın çevresine işbirlikçi mutemet adamlarını yerleştirmişti. Kapattırmaya karar verildiğinde provokatör olarak görev yapacaklardı. Partisi başarılı olduğunda onun bir şekilde elimine edilip yerine lider yapılması için de nöbet tutacaklardı. Bu nedenle ne zaman Millî Görüş’ün bir partisi kapansa kadroları sağa sola savruluyordu; lakin ak saçlı denilen işbirlikçi mutemet yönetim kademesi Erbakan’dan ayrılmıyor onunla kader birliği yapıyordu. Karanlık oda denilen bir merkezden aldıkları talimatlarla hareket ediyorlardı.
 
Erbakan ise “düşmanın silahı ile silahlanınız” emri Peygamberi (SAS) ile hareket ederek Yahudi ne tür güç ve imkânlara sahipse aynısına sahip olmanın gereğini yapıyordu. Pek göze çarpmadan, hissettirmeden kurduğu legal ve illegal 28 kuruluştan söz ettiğini şahit olduğumuzu daha önce de birkaç kez yazmıştık.
 
Yahudi’nin Türkiye ve dünyayı hangi yöntemlerle yönettiğini seminerde şöyle bir misalle anlatmıştı: Ortalama bir insan vücudu 70 Kg ise bunun bütün sinirleri cımbızla çekilecek olsa ancak 70 Gr gelir. O durumda insan vücudu külçe haline gelir. Duyamaz, göremez, hissedemez, hareket edemez. İnsan vücudundaki mekanizmaları, deri ile kaplı oldukları için göremeyiz, fark edemeyiz. Dünyanın yönetimi de böyledir. Kalabalıklara bakarsanız toplumdaki gizli örgütleri göremezsiniz. Ancak vücuttaki sinir sistemi gibi dünyayı saran, sarmalayan gizli örgütler vardır. Yahudi, onlar üzerinden dünyayı yönetir. Sizin de böyle örgütleriniz, yapılanmalarınız yoksa Yahudi ile mücadele edemezsiniz. Size hayat hakkı verilmez. Yahudi’nin hiç hayat hakkı vermediği, vermeyeceği ise İslâm, Müslümanlardır. Çünkü “İslam üstündür, asla üstünlük kabul etmez” ve Müslüman zulme rıza göstermez.
 
Şimdi, bizzat kendisinden dinlediğimiz Erbakan’ın bu açıklamaları perspektifinden bakıp yaşadığımız süreci siyaset laboratuvarında inceleyecek olursak ne görürüz? Türkiye’nin bugün geldiğimiz noktada dünyadan, başka bir ifade ile küresel güçten, yani Yahudi’den bağımsız, özgür iç ve dış politikalar ürettiğini, bunun büyük tepkiler aldığını görürüz. Bu, Yahudi’nin kesinlikle müsaade edeceği göz yumacağı bir durum değildir. Peki, Yahudi’yi bu gelişmeler karşısında etkisiz, çaresiz bırakan nedir?
 
Türkiye’nin içeride-bölgede-dünyada bağımsız politikalar, söylemler geliştirmesine hiçbir şekilde engel olamayan Yahudi hiç şüphesiz ki seyrediyor da değildir. Elinden geleni hiç ardına koymamıştır. Lakin bugüne kadar herhangi bir sonuç da elde edememiştir.
 
Erbakan ve Millî Görüş hareketine karşı 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbe süreci ile herhangi bir sonuç alamadığını kimse inkâr edemez. Her askeri müdahalede partileri kapatılıp siyasi yasaklı yapılan Erbakan daima Türkiye’nin Millî Görüş doğrultusunda yönetilmesini sağlamanın yolunu, çaresini buldu...
 
Vefatına yakın, bir parti mensubu vaat ettiği şeylerin gerçekleşmediğini bir kandırılmışlık duygusuyla/serzenişle ve biraz da küstahça ihsas ederek Erbakan’a şöyle diyor: Hocam Millî Görüş ne zaman iktidar olacak? Erbakan tüm bir süreci özetleyen şu cevabı ahmak adama veriyor: Millî Görüş hiç iktidardan inmedi ki!
 
Evet, Millî Görüş ilk girdiği 1973 Seçiminde Parlamento’ya 52 üye sokup grup kurdu. İlki CHP ile ikisi de şimdi artık olmayan Demirel’in Adalet Partisi ile olmak üzere 3 koalisyon hükümeti ile aralıksız 4 yıl iktidar ortağı oldu. İlk hükümette 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirdi. Diğerlerinde ağır sanayi hamlelerini başlattı. Her iki gelişmeyi de içeriden ve dışarıdan büyük tepkiler, engellerle karşılayan küresel güç; önce askeri, ardından da ekonomik ambargo ile Türkiye’yi boğmaya çalıştı. Ama Türkiye ne Kıbrıs davasından ne de ağır sanayii kurma politikasından taviz verdi. Aradan geçen 43 yıllık süreçte her türlü iktidar gelip geçti, hiçbiri Türkiye’nin Kıbrıs ve ağır sanayi politikalarını değiştiremedi. Ne 12 Eylül askeri yönetimi, ne tek başına ANAP iktidarı, ne her türlü koalisyon hükümetleri ve 28 Şubatçı hükümetler, ne de 15 yıllık tek başına AKP iktidarı Kıbrıs politikasını, ağır sanayi sürecini önleyemedi. Tüm bu süreçlerde istikrarlı şekilde sanayi/teknoloji gelişti.
 
Peki, bu ne demektir? Erbakan’ın ifadesiyle Millî Görüş hiç iktidardan inmemiş demektir. Yoksa başka türlü en azından bu iki konudaki politikaların sürdürülebilmesi imkânsızdı.
 
Türkiye’nin milli çıkarlarını esas alan iç ve dış bağımsız politikalar üreterek, izleyerek bu geldiği noktada bölge lideri küresel bir güç haline geldiği dünyada da kabul görmektedir. Bu, sürdürülen ağır sanayi ve ileri savunma teknolojisi ile mümkün hale gelmiştir. Bunun sürdürülebilir olması da yaşanan bütün çalkantılara rağmen devam eden siyasi istikrarın ve değişmez iradenin varlığı ile mümkün olmuştur. Başka türlü imkânsızdır. Söz konusu siyasi istikrardan ve değişmeyen iradeden kasıt 15 yıllık tek başına AKP iktidarı değildir. Millî Görüş’ün iktidar ortağı olduğu 1974’ten sonraki tüm süreçtir.
 
Yahudi Türkiye’deki yaşanan bu gelişmelere hiç seyirci kalmadı, her zaman ne biliyorsa yaptı, hala da yapıyor. Erbakan’la Millî Görüş partilerine yapılanı Turgut Özal’la ANAP’a ve Tayip Erdoğan’la AKP iktidarına da yaptılar. Suikastların, darbelerin, siyasi komplolar ve terör olaylarının ardı arkası kesilmedi. Gezi Parkı ayaklanmaları, 17-25 Aralık yargıyı kullanarak darbe yapma girişimi, 15 Temmuz FETÖ Darbe girişimi en son saldırılardı ki, öncesinde de Ergenekon darbe hazırlıkları vardı. Türkiye’ye yönelik bütün bu saldırılara pabuç bırakılmaması, tam aksine her defasında karşı darbe harekâtının başlatılmasının bir açıklaması olmalıdır. Bu darbeler, kumpaslar, Ermeni terör örgütü ASALA ve Ermeni soy kırım iddiaları, bölücü terör örgütü PKK, 12 Eylül 1980 öncesindeki sağ-sol anarşisi, Sünni, Alevi çatışmaları, seri halindeki suikastlar, sol terör örgütleri ile her türlü musibeti Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca hiç görmedi, yaşamadı, muhatap olmadı. Tamamı da Erbakan ve Millî Görüş hareketine karşı başlatıldı; özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtını müteakip sökün etti.
 
Şimdi yarım asra varan Millî Görüş hareketi sürecinde bütün bunların olması, bir sonuca varamaması, Türkiye’nin aksine güçlenerek bölge lideri bir küresel güç konumuna sahip olması hiç tereddütsüz Erbakan’ın başarısıdır. Oysa Erbakan bütün bu süreçte yalnızca 4 yıl koalisyonların küçük ortağı, 1 yıl da koalisyon hükümetinin Başbakanı olarak görev yaptı. Peki, bu sonucu hangi mekanizmalarla ve nasıl elde etti?
 
Eminim, Küresel Siyonizm bunu hala tam olarak bilememektedir. Şayet bilseydi mutlaka engeller, yolunu keser, süreci tersyüz ederdi. Çünkü 15 Temmuz FETÖ Darbe girişimini dikkate alırsanız Siyonist küresel gücün Türkiye’deki en temel kurumlarda ne denli etkin olduğunu görürsünüz. Türkiye, her şeye rağmen darbeyi püskürttüyse ve bir karşı darbe harekâtı başlattıysa herkes gördü ki bunu mevcut legal iktidarla yapmadı!
 
Başlığımızdaki, ERBAKAN TÜRKİYE’Yİ ÖYLE BİR YAPILANDIRDI Kİ KİM YÖNETSE DEĞİŞMEZ ifadesinin dayanağı işte bu yaşanan süreçteki realitedir. Türkiye’yi bilinmez, tespit edilemez bir siyasi güç ve irade merkezi yönetmektedir. Ki bu bir millî derin devlet yapılanmasıdır. 2019’da Cumhurbaşkanlığı seçimini kim kazanırsa kazansın Türkiye’nin yönetiminde ciddi bir değişim olmaz. İsterse Kemal Kılıçdaroğlu seçilsin pek fark etmez.
 
Sayı: 988
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • o.ışıl - 01 Kasım 2017 Çarşamba 11:22
    mükemmel bir yazı.allahım razı olsun.
DÖVİZ KURLARI
USD 7.3985     EURO 9.0105     IMKB 1542     ALTIN 442,399    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 06:03
Güneş 07:28
Öğle 12:40
İkindi 15:19
Akşam 17:42
Yatsı 19:02