Editör

[email protected] 29 Ağustos 2017 Salı 22:07 DİĞER KÖŞE YAZILARI

SİYASİ HAYATINDA TEK YANLIŞ, TEK AYIP OLMAYAN TEK LİDER ERBAKAN


 
Çeşitli dönemlere ilişkin haksız, mesnetsiz birçok eleştirinin yöneltildiği Erbakan’ı en çok 28 Şubat 1997 post modern darbe sürecindeki tutumu nedeniyle bütün çevreler eleştirdi ve yaşananlardan sorumlu tuttular. Kendi partisi mensupları dâhil eleştirmeyen kimseye rastlamak adeta mümkün olmadı.
 
Kimi neden yumruğunu masaya vurmadı, ortalığı birbirine katmadı, yapılan haksızlıklara boyun eğdi diye eleştirdi. Kimi rejimle inatlaşıp askere kafa tutarak gerilime yol açmakla, 28 Şubat’a davetiye çıkartmakla suçladı. Kimi İsrail’le yapılan, imza aşamasına getirilen anlaşmaları yırtmamakla suçladı. Kimi -koalisyon hükümeti olmasına rağmen- vaatlerini yerine getirip Adil Düzeni kurmamakla suçladı. Suçladılar babam suçladılar. Vur abalıya kabilinden, iktidardan uzaklaştırılan Erbakan’a yüklendiler de yüklendiler. Lakin Erbakan bir gün bir basın toplantısı yapıp bunların hiçbirine cevap verme gereği duymadı, zaman nasılsa gerçekleri bir şekilde ortaya çıkarır diye tevekkülle karşıladı. Çünkü yapacağının en fazlasını yapmıştı, anlaşılsın diye gerisini tarihe ve gelecek zamana bırakmıştı.
 
28 Şubat 1997 post modern darbesinin üzerinden 20 yıl geçti. 28 Şubat’a destek vermiş olan sermaye, medya, siyaset, sivil toplum kuruluşlarının hepsi kaybettiler, iktidardan da uzaklaştırıldılar, yargılandılar, aşağılandılar, kınandılar, tarihe yüz karası olarak geçtiler. Erbakan ise yükselen yıldız gibi parlamaya devam ediyor. Gerçekler ortaya çıktıkça çok büyük bir başarı, galibiyet ve zafer kazandığı anlaşılıyor, anlaşılmaya devam ediyor.
 
Ama önce şöyle bir geriye doğru projeksiyon yaparak Erbakan nasıl izzetli, şerefli, ahlak abidesi bir tutum yanında nasıl basiretli bir yaklaşım sergiledi; birlikte irdeleyelim…

Önce, Refah partisi içindeki işbirlikçi şebekeye yaklaşımı üzerinde biraz duralım. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ev sahipliğinde yapılan Kudüs Gecesi’ni Şevket Kazan ve şürekâsı tertipledi. Adalet Bakanı olarak gidip adamı cezaevinde ziyaret etti. Öte yanda, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, Halil İbrahim Çelik, Şükrü Karatepe gibi kışkırtma söylemleri, eylemleri ile ortamı kızıştıranlar adeta birbirleriyle yarıştılar.

Erbakan kapalı grup toplantısında onlara arkadaşlar ortamı germeyin, öfkenizi yenmeye güç yetiremiyorsanız gidin ormana ağaç tekmeleyin, denize gidip kusun. Yapmayın diye ikaz ediyor kimseye söz dinletemiyordu. Buna rağmen disiplini işletip demokratik hak ve özgürlüklerine sınırlama getirmek de istemiyordu. Ağzı olan konuşuyordu. Kimseden de hesap sorulmuyordu. Ama 28 Şubat sonrası hepsi tırstı, sindi, dut yemiş bülbüle döndü.
 
28 Şubat 1997 Günü Millî Güvenlik Kurulu, tarihinin henüz kırılamayan rekorunu kırarak 9 saat süren bir toplantı yapmıştı. Cumhurbaşkanı Demirel, DYP’nin üye bakanları dâhil askerlerle birlikte hareket etmiş, Başbakan Erbakan tek başına direnmişti. Ertesi sabah, Refah Partisi İstanbul Milletvekili Aydın Menderes televizyonlara çıkıp Erbakan’a şunları söylüyordu: Ey Erbakan; sen yalnız bir adamsın! Partinden seni destekleyen kimse yok. Askere boşuna direnip ülkeyi maceraya sürükleme…
 
İktidarda olan Refah Partisi’nin 158 milletvekilinden, hükümetteki bakanlarından, 81 ilde örgütü olmasına karşın tek il başkanından, onlarca büyükşehir belediye başkanından ve parti içinde gelişmekte olan yenilikçi hareketin liderlerinden bir Allah’ın kulu çıkıp da: Ya, kardeşim sen kim oluyorsun da böyle diyorsun? Ne demek Erbakan yalnız adam? Bak biz buradayız, bunu demek sana düşmez! Diyemedi, herkes sus-pus oldu.
 
Lakin Erbakan 28 Şubat’ın ardından Demirel’in şapkasını alıp gittiği gibi görevini bırakıp gitmedi, Başbakan olarak ülkeyi yönetmeye 18 Haziran’a kadar devam etti. Koalisyonun diğer ortağı DYP’nin milletvekilleri çeşitli vaatlerle/tehditlerle istifa ettirilip içi boşaltılmıştı ki hükümetin Meclis’te dayanağı kalmamıştı. Bu durum karşısında Tansu Çiller Erbakan ile görüşüp DYP’yi bir arada, hükümeti ayakta tutmanın imkânının kalmadığını belirterek erken seçim kararı almak üzere ve koalisyon protokolü gereği dönüşümlü başbakanlığın kendisine verilmesini istiyordu. Erbakan ise “Demirel 40 yıllık arkadaşımdır başbakanlığı sana vermez, bilirim” dediyse de ikna edememişti, zaten başka da çare kalmamıştı.
 
Demirel 282 Milletvekilinin imzalı, yazılı talebine karşın başbakanlık görevine üçüncü bir parti konumunda olan ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verince iktidar 28 Şubatçılara geçmiş oldu. Demirel, Ecevit, Yılmaz, Yazıcıoğlu hep 28 Şubattan yana tutum almışlardı.
 
Şimdi buraya kadarki durumu bir değerlendirelim: Erbakan direnmedi, boyun eğdi diyen; iktidarı devam ettirmedi, bırakıp gitti isnadında bulunan; masaya yumruğunu vurup halkı ayaklanmaya çağırabilirdi, sorumsuzluğunu öneren kesimlerin ne kadar haksız, tutarsız, mantıksız oldukları izlenen bu süreç karşısında gözler önüne serilmektedir.
 
Öte yanda demokratlığı dillere desten Demirel, Ecevit, Yılmaz, Yazıcıoğlu gibi siyasilere bakıyorsunuz tamamı post modern darbeye destek olup omuz verdiler. Zaten darbedeki ilk misyonu, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu Refah-Yol Hükümetine 8 milletvekili ile verdiği desteği çektiğini ilan ederek yaktığı işaret fişeği ile yerine getirmişti. Açıkçası Erbakan’ın dışındaki tüm liderler, kesimler evet; herkes 28 Şubat sürecinde suçlu, kabahatli, rezilce ilkesiz durumdaydılar. Fakat gel gör ki, onların hiçbiri değil; yalnızca Erbakan suçlandı!
 
Ayrıca küresel sermaye medyası ve sözde İslamcı basın da yalnız Erbakan’ı suçlamaya yöneldi, ondan başkasına tek laf etmedi. Ne diğer Refah Partililer, ne İslami cemaatlerin liderleri suçlandı. FETÖ ve Esat Coşan da Erbakan’a karşı darbeyi açıkça desteklediler.
 
Refah Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan o süreçte illeri dolaşıp mitingler yapıyor; minareler süngü, kubbeler miğfer diye haykırıyor, ancak hiç Erbakan’ı, Refah Partisi’ni, Millî Görüş’ü savunmuyordu. Erbakan’ı halledebilirseniz, ben boşluk bırakmam, onu aratmam şeklinde mesajlar veriyordu. Hiç kimse demedi ki, senin liderin, partin, davan haksızlığa uğratıldı; neden savunmuyorsun, sahip çıkmıyorsun?
 
Fırsat o fırsat, askerlerin o dönem ünlü ettiği tabirle durumdan vazife çıkarıp siyasi ikbal için bütün ahlaki değerlerini yalnızca o değil, destekleyenler de çiğnemekten bir sakınca görmediler. Her şeye eyvallah! Bari zerre kadar ayıbı, kusuru, hatası olmayan Erbakan’ı suçlamasalardı…
 
Bu anlattıklarımız, 28 Şubat post modern darbesinin görünen dış yüzüydü. Bir de ondan tamamen farklı gelişen bir başka boyutu vardı: Erbakan’ın siyasete atılmadan önce ordu bünyesinde kurduğu ve üzerinden ülkeyi yönettiği millî derin devlet…
 
Erbakan, oldukça şık bir demokratik manevrayla siyasi iktidarı 28 Şubatçılara devretmiş ve millî derin devletle süreci yönetmeye başlamıştı. Önce 28 Şubat’ın bıçkın generalleri, Çevik Bir ve Erol Özkasnak emekliye sevk edildiler. Ardından Başbakan Mesut Yılmaz’a pres uygulamaya başladılar. Mesut Yılmaz durumu Azerbaycan ziyaretinde gazetecilere pandomim yaparak anlatmış ve fenomen olmuştu. Mesut Yılmaz’a bunlar bizden daha puşt dedirten olaylar bu süreçte yaşandı.
 
Ardından 28 Şubat’ı destekleyen sermayeye haddi bildirildi. Tamamı küresel sermayeye ait 24 banka batırıldı. Üstelik sahipleri hortumculukla suçlanıp bazıları içeri tıkıldı. Biri de Cumhurbaşkanı Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’di! Birçoğunun da yönetim kurullarının emekli askerlerle garanti altına alınmış olması kâr etmedi.
 
Sonra, 28 Şubat’ı destekleyen medyaya haddi bildirildi. Sabah ve ATV Grubunun sahibi Dinç Bilgin, HABER Türk’ün kurucusu Ufuk Güldemir’le yaptığı röportajda şöyle diyordu: Benim bankam(ETİ BANK), televizyonlarım (ATV Grubu), gazetelerim(Sabah Grubu) vardı; hepsine el koydular, elimden aldılar, üstelik de hortumcu diye içeri tıktılar… Uzun süre yattım, davam hala devam ediyor.  Şu anda evim bile yok, kızımın evine sığınmışım… Her şey bir yana; lakin bu halimle bana hortumcu demeleri yok mu? İşte o çok zoruma gidiyor! Dinç Bilgin’in o anlattıkları tam 28 Şubat’ın bir özeti gibiydi!
 
İşte millî derin devlet, sırtını küresel güce dayayıp 28 Şubat sürecini destekleyen medya patronuna bunları yapmıştı. Aydın Doğan’ı ise teslim alarak medya grubuna istediklerini yaptırmıştı. Diğerlerinin de adeta dişlerini çekmişti... Tüm bunlar biliniyor ama gizleniyor!
 
Peki, yalnızca bunlar mı? 28 Şubat’ta destek veren siyasetçilerle partileri ve sivil toplum kuruluşlarının Beşli Çete denilen başkanları da tümüyle 5 yıl içinde tasfiye olundular! Ve daha neler…
 
Sayı: 979
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 7.3985     EURO 9.0105     IMKB 1542     ALTIN 442,399    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 06:03
Güneş 07:28
Öğle 12:40
İkindi 15:19
Akşam 17:42
Yatsı 19:02