EN BÜYÜK DAVA ADAMLARI;PEYGAMBERLER

En büyük ve en önde dava adamları peygamberlerdir. Onlar Allah Teâlâ tarafından seçilmiş olmanın hakkını en güzel şekilde vermişler, davaları uğruna her şeye katlanmışlardır.

12 Şubat 2009 Perşembe 11:00 < KADIN-AİLE

Peygamberlerden sonra onların davalarını, ilimlerine varis olan âlimler, kendilerini dinlerine adayan davetçiler vardır. Davet adamları ve dinlerini dert edinmişler, ashap neslinden sonra toplumun azınlığı olarak yaşadılar. Toplum, kendini menfaatlerini önemseyenlerin, dinini ölümden sonrası için gerekli malumat olarak anlayanların yoğunlukta olduğu toplum haline geldi. Ama davet adamları, kendilerini dinlerine adayanlar bir kişi oldukları zamanlarda bile güneş gibi oldular. Bir kişi olmalarına rağmen bereketli hayatları ile insanlara yettiler. İhlâsları ve himmetleri onları çok işe yarar hale getirdi. Yılmadılar, kaçmadılar. Enbiyanın izinden giderek, onların davalarını sahipsiz bırakmadılar.

Herkesin yeri başkadır

Dinimize hizmet için dava adamı olmaktan söz ettiğimizde, peygamberlerin bildiği her şeyi bilmek, ilim ve makam sahibi olmak kastedilmez. Kim neyi becerebiliyorsa onunla dininin hizmetinde olabilir. Güzel bir ahlakı teşhir etmek, tatlı bir dil, boşluk dolduracak bir göreve talip olmak, cami süpürmek, talebeye destek olmak, mal infak etmek, çocuk doğurmak, doğan çocuğu dine adamak... Dava adamlığıdır.

Aynı şeyleri elbette aynı anda hepimiz yapamayız. Din hayat dinidir. Hayat namına ne varsa dinimizde onun yeri var demektir. Bu da hayatta işe yarayan ne varsa onu yapan dinine hizmet etmiş, davasının adamı olmuş demektir.

Kabiliyetler, imkânlar çoğaldıkça hizmet de çoğalacağı için ecir büyüyecektir. Bu ise Allah'ın bir lütfüdür. Onu, dilediğine dilediği kadar verir. Önemli olan bizim, bizdeki imkânları hizmete sunmamızdır.

Dava adamlığımız, dinini dert edinmişliğimiz sözlerimize, işlerimize ve ilişkilerimize yansıyorsa mesele yok demektir. Dava ve hizmetin adını kullanmak yeterli olmaz. Kayıt yaptırıp uğramayan, günlük, saatlik bir takvimle çalışmayan 'dava adamlığı' vasfını nasıl kazanır?

Organlara yansıyan dava adamlığı

Ümmet adamı olmak, dar coğrafyalara sıkışıp kalmamak, beden renklerine, dil farklılıklarına takılmamak başlangıç noktasıdır. Ümmetin dertlerini dert edinmek, bu edinmede coğrafi uzaklığı engel görmemek yola devam etmektir. Ümmet için çalışmak, özel menfaatleri putlaştırmamak esastır. Az konuşup çok iş yapmak, sözlerle eylemleri uyumlu hale getirmek, samimiyetle yol almak peygamberlerle özdeşmiş dava adamlığı vasıflarıdır.

Dava adamı, sözünün esiridir. Randevusu, vaadi ciddidir. Zamanı saniyelerle ölçerek kullanır. En büyük nimet olarak vakti en hassa ölçülerle kullanır. Onun işi kesinlikle vaktinden çoktur. Harcayabileceği bir tek dakikası bulunmaz. Bu nedenle de uykusundan, yeme içmesine kadar her şeyi ibadete dönüşmüştür. İbadet ahengi ile yaşadığı için de vaktinin ve işinin bereketini görür.

Mala tapınmaz

Mal, Allah'ın nimetlerinden bir nimettir. Yaşamak ve dava adamı olmak için de gereklidir. Ama mal, onun dava adamlığı önünde bir fitne olarak durmaz.  Malla ölçmez, biçmez. Malı kıymetli bilir, nimet bilir; hesabının sorulacağını bilerek onu kullanır. Ümmette gözü vardır, ümmetin malında asla gözü yoktur.

Emeğinin karşılığını yer. Çağdaşlaştırılmış adlarıyla da olsa dilenmez, yüzsuyu dökmez.

Cömerttir. İnfak eder.  İnfaktan söz edip, biriktirenlerden olmaz.

Umutludur

Dava adamı, günlük olaylarla ebedi bir davayı ölçmez. Ajans haberlerini takip ederek Kur'an ayetlerini tahlil etmeye kalkışmaz. Mevsimlerin iniş çıkışlarından hareketle genel kararlar vermez. Bütün insanlık bir yana kaysa o, kendi davasında sebat eder. Kalabalıklara bakarak, propagandalara aldanarak düşünmez. Hüküm Allah'ın olduktan sonra her şeyde bir hayır görür. Vurdumduymaz değildir ama kulaktan girenle, göze takılanla çökecek bir yapısı da yoktur.

Cesur davranır. Hesaplı iş yapar ama ödlek değildir. Seviyesizliğe yanaşmaz. Davasına uyumluluğu gereği, oturduğu semtten, geçimini temin ettiği işe kadar her şeyde vasıflılık arayışı vardır. Acizlik konumuna düşmez. Çırpınışında bile seviye belirler.

Dikkatlidir

Dava adamı olmanın şeytan ve şeytanlaşmışların düşman listesinde olmayı gerektireceğini bilir. Töhmet altında kalacağı işlere yanaşmaz. Allah korkusunu esas alarak çalışır. Şüpheli işlere yanaşmaz. Şüpheli yiyeceklerden uzak durur.

Açık vermemeye dikkat eder. Ayıpsız olunamayacağını bilir ama bilerek ayıplı olmamaya çalışır. Kararlarında iniş çıkış olmaz. Titiz karar verir.  Verdiği karardan kolay kolay caymaz. Yaşadığı ülkenin kanunları önünde, kusurlu durumda olmamaya özen gösterir.

Kendini muhasebe etmesini bilir. İkazlardan memnun olur. Yanlışından dönmekte bir sakınca görmez. Büyük bir gaye için küçük hedefler seçmez. Kişilerle enerjisini israf etmez. Ayıpları teşhir etmenin kazandırmayacağına kani olur.

Bilhassa, dava adamlığının ona, evinde bir yüz, dışarıda başka bir yüzlü olma kimliği kazandırmamasına dikkat eder. Evinde bir yüz, dışarıda başka bir yüz taşıdığında çok şey kaybedeceğini katiyetle bilir.

Tatlı dillidir

Dava adamının, Allah'ın yardımından sonra en büyük silahı dilidir. Dilini korur. Beraber yaşadığı insanların dilini en iyi konuşan olmaya çalışır. Dil silahını ihmal etmez. Yumuşaklık onun için peygamber ahlakıdır; o ahlakı ilke edinir. Allah'ın yumuşaklığa verdiğini başka bir şeye vermediğini iyi bilir.

Allah'ın kullarına merhametli davrananların, gönüllere daha çabuk nüfuz edeceğini bilir.

Kardeş düşkünüdür

Âdem aleyhisselamdan beri süre gelen davasının bir kişilik olmadığını, iman edenlerin tümünün onun kardeşleri olduğunun şuurunda yaşar. Kardeşlerinden bir kardeşi gördüğünde yüzü güler, içi açılır, sıkıntılarını unutur. Onlara karşı müsamahalıdır, sabırlıdır, merhametlidir. Kardeşlerini bağışlamaktan haz duyar. Tevazu esaslı tavırlar sahibi olur. Onlarla istişare eder. İlim ehli olanlara, davette kıdemi bulunanlara farklı davranmaya önem verir.

İman eden herkesi kardeş görür. Onun kişisel yakınlığı veya çatı beraberliği gibi küçük dairelerde tıkanıp kalmaz. Hatasızlığın insan için -mümin bile olsa- mümkün olmayacağını bilir.

Dava adamı davasına bedel ödetmez

Din Allah'ın dinidir. Davamız da dine hizmet davasıdır. Dine hizmet eden de, hizmetinin Allah için olduğunu, Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmanın gereği olarak bunu yaptığını bilir.  Allah için çalışıp kullardan beklemek çelişki olur. Bilakis kulların bedel ödeme teklifini önceden satın alınma olarak görüp kaçmak akıllılıktır. Şeytanın bin bir hilesine karşı hazır bulunmak aslında dava adamı olmanın gereğidir. Ahiret için biriktirip dünyada harcamak ne kötü bir kayıptır! Davası adına karşılaşabileceği iç sıkıntıları imtihanın gereği görür, sabreder.

Bedeli devasına ödeten sermayesini tüketir. Davamız dinimizdir. Her şeyiyle kabullendiğimiz bir davanın yükünü, sıkıntılarını taşımaya hazır olmalıyız. Davamız, yüzümüzden okunmalı,  dilimizden dinlenmeli, elimizden tutulmalıdır.

"Dava adamı, sözünün esiridir. Randevusu, vaadi ciddidir. Zamanı saniyelerle ölçerek kullanır. En büyük nimet olarak vakti en hassas ölçülerle kullanır. Onun işi kesinlikle vaktinden çoktur. Harcayabileceği bir tek dakikası bulunmaz."

www.haber5.com

Bu bölüm El-aziz Kadınlar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin katkılarıyla hazırlanmıştır.

[email protected]

 




 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
DÖVİZ KURLARI
USD 8.7024     EURO 10.3111     IMKB 1383     ALTIN 491,064    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:05
Güneş 04:55
Öğle 12:32
İkindi 16:27
Akşam 19:59
Yatsı 21:41