YAZARLAR ERBAKAN'I ANLATIYOR-4

Erbakan vefatından sonra anlaşılmaya başlanıyor... Köşe yazarlarının kaleminden Erbakan...

03 Mart 2011 Perşembe 12:57 < ERBAKAN

Hakka Yürüyen Bir Kul: Erbakan Hoca… ABDULAZİZ TANTİK-TIMETURK

Çocukluk ufkuma bir güneş gibi doğmuştu.

İlk kez İslam’ın bir din olarak şuuruna varmam o vesile ile oldu. İlkokul öncesi Kur’an okuyarak eğitimimi yaptığım halde bu hareket vesilesi ile ayet ve hadis mealleri okumaya başladım. Dinin bir şuur olduğunu ve siyasi, toplumsal mekânda bir yeri olabileceğini kavradım. Miting ve siyasi konferanslarda Müslümanların yaşadığı sorunları ve çözüm yollarını çocuk aklımızla buluşturduğumuz ilk demler ve okuma sevincini kazandığımız zeminlerde o sayede oldu. Yeni Devir gazetesini ve orada yazan İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören ve benzeri Müslüman aydınları ilk kez orada okudum. Bugün benim edindiğim bilgi ve şuur seviyemde o günün imkânlarının temel oluşturduğunu biliyorum ve o yüzden Allah’a Hamd ederken bu şartları oluşturan kişilerin başında gelen Erbakan Hocaya da şükran borçluyum… 

Her kul gibi Erbakan hoca da hakka yürüdü. Hatasıyla sevabıyla Allah’ın huzuruna çıkacaktır. Ama bize düşen sorumluluk, Hoca’nın ortaya koyduğu ümmet projesini ve vahdet olgusunu derinden kavrayarak bu siyasi bir proje olmaktan çok sosyolojik bir zemine taşıyarak varlığını sürdürmek olmalıdır. -Elbette ki siyasi olarak da bu proje temellendirilebilir.-

Hoca’nın, İslamcılık söz konusu olduğunda bunun siyasallaşması ve toplumsallaşması çabalarında öncü bir konumu olduğu gerçeğinin hakkını teslim etmek gerekir. Ayrıca İslamcı hareketin legal zeminde kalarak varlığını idame ettirmesi ve her türlü şiddet unsurlarından ari kalması da Hoca’nın rehberliğine aittir. Hem seksen öncesi şiddet olaylarına bulaşmadan kalınması ve hem de 28 Şubat sürecinde şiddete eğilim gösterilmemesi de Hoca’nın geniş ufuklu ve sağduyusu sayesinde olduğunu gözlemleyebiliriz. Hoca’nın bu hakkını teslim etmek ve ona şükranlarımızı sunmak ise bir sorumluluktur. O yüzden en az mağduriyet yaşayan kesim İslamcılar olmuştur. Buna yönelik eleştirel tutum alınabilir. Ancak farklı bir düzlemi tahayyül edenlerin ortaya koyduklarını hep birlikte yaşayarak görüyoruz. O yüzden Hoca’nın Türkiye İslamcılığı üzerine yaptığı derin etkiyi kavramak ve olumlu işlevselliğinin hakkını da teslim etmek gerekir…

Elbette ki çoğu zaman çok kızdığımız ve anlam veremediğimiz bazı siyasi eylemlere imza atmış olabilir. Öngörülerimiz farklı olabilir. Ortaya çıkan sonuca da üzülmüş olabiliriz. Ama bunu hareket halindeki bir eylemliliğin doğal sonucu olarak kabullenmeliyiz. Elbette ki her mümin birbirine karşı şefkat ve merhametle eleştirel bakma zorunluluğuna ve sorumluluğuna sahip olmalıdır. Ancak maalesef bu eleştirel tutumun şefkat ve merhamet taşımadığını da üzülerek ifade etmek gerekir. Bir çok sorunun kökeninde Müslümanların birbirlerine karşı takındıkları görmemezlikten gelme hastalığının tek taraflı olmadığı gibi bütün taraflara sirayet ettiği gibi kültürel doku uyuşmazlığın siyasal boyutunu da hesaba kattığımız zaman hep birlikte aynı suça ortaklığımız da ortadadır. Belki bu vesile ile Müslümanların birbirlerine yönelik eleştirel tutumlarını siyasi bağnazlıklarını veya ideolojik ayrımlarını bir tarafa bırakarak salt Müslüman olmayı eksene alan bir yaklaşımla denemeye yönelmelerine imkân olur…

Erbakan Hoca, sadece kişisel bir tarih olmaktan çok aynı zamanda İslamcılık tarihinin de önemli bir parçasıdır. O yüzden bu değerlendirmeyi yaparken İslamcılığın tarihsel sürecindeki bu kesiti ifade etmeye çalıştığımız bağlam içinde yorumlamalıyız ki doğruya yönelik isteğimiz gerçekleşsin!

İslamcı kesimin kendi arasındaki eleştiri zemini bugüne kadar sağlıklı bir şekil alamadı. Çünkü ideolojik farklılıklar veya yorumlama farkları mutlaklaştırıldı ve farklı düşünen insanları ötekileştirmede cömert davranıldı. Bu durumun kendisi vahdetin önündeki en büyük engel oldu. Bu ölüm, elbette ki ilk ölüm değil ve son ölüm de olmayacaktır. Ancak bir hareketin başlangıcını oluşturan bir liderin ölümü de yeni başlangıçların varlığını kaçınılmaz kılmalı ve bu yönde düşüncelerin geliştirilmesinin zorunluluğu sayılmalıdır. Çünkü Türkiye İslamcılığı açısından bir bütünlük olgusunun varlığımı imler. Her ne kadar süreçle farklılaşmalar yaşandıysa da bu otantik durumu ortadan kaldırmaz. Bu yüzden öncelik sağduyulu ve hakkaniyetli eleştirel tutumu kuşanmak ve böylece aramızdaki fikir ayrılıklarını dini ayrılığa dönüştürmeden esasta bütünleşmeyi sağlamada olmalıdır.

Benim ilk iman aşkımı ateşlediği için… Müslüman olmanın neye tekabül ettiğini ve Müslüman olmanın o derin gücünü keşfettirdiği için Hoca’ya minnet duyuyorum… Sonraki okumalarda farklı zeminlere açılsam da bu gerçek benim için değişmeyecek ve ben ona dualarımda her zaman yer vereceğim. Bu benim mümin olarak şiarım olacaktır. Eleştirilerimizi zamanında yapmıştık, aynı konularda bugün farklı düşündüğümü söylemeyeceğim. Ama Hoca’ya olan derin saygımı ifade etmekten de onur duyarım… İnsan olmanın taşıdığı bütün zaafların farkında olarak Erbakan Hoca’nın darı bekaya irtihal olduğu bu demlerde ona merhamet ve af dilemek benim önceliklerim arasında olacaktır. Üzerimizdeki emeğini helal eder umuduyla…

Erbakan Hoca en azından benim kuşak için birinci derecede öğretmendir. Birçoğumuz ilk İslami şuurumuzu ondan aldık. Elbette ki farklı okumalar yapmış olabiliriz, ancak hepimiz onun başlattığı bir mücadelenin oluşturduğu zeminden hareketle beslenmemizi gerçekleştirdik ve bunu ifade etmekte bizzat Müslüman olmamızın bir şiarı olmalıdır. O yüzden biz ona hüsnüniyetle şahitlik ederiz. Taksiratının affedilmesi için duada bulunuruz ve ona karşı sorumluluğumuzun bir nişanesi olarak cenaze namazına katılarak son görevimizi de ifa edeceğiz inşallah…

Rabbim Hoca’nın taksiratını affetsin, ona merhametle davransın, yakınlarına sabrı cemil versin, yol arkadaşlarına metanet versin ve yolunu sürdürecek azmi bağışlasın…

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun…

Ölüm hepimiz içindir, Allah ona hazırlanmayı nasip etsin… Amin!

 

Erbakan Hoca’nın ardından –ALİ ÖNER-TIMETURK

Muhterem Necmettin Erbakan Hoca dün hakkın rahmetine kavuştu. Rabbim taksiratını affetsin. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun. İslam Ümmeti, Müslümanların birlikteliğini savunan önemli bir liderin daha kaybetmiş oldu. Erbakan Hoca ömrünü, İslama vakfetmişti, Öğrenen ve öğreten biri olarak. Kendinden sonra birçok talebe bırakarak (Türkiye’deki İslami oluşumların lider kadrosu şu ya da bu şekilde O’nun tedrisatından geçmiştir) hakka yürüdü. Allah rahmet etsin.

Türkiye Müslümanları için siyasal anlamda yol gösterici ve ufuk açıcı bir misyon yüklendiği inkar edilemez. Türkiye’de siyasi arenaya, sağcı geleneğin dışında İslam perspektifli bir anlayış oturttu. Bunun için 42 yılı aktif siyaset olmak üzere, ömrünü islamın anlaşılabilir ve yaşanabilir bir idari yapı olduğunu kendi kavramlarıyla halka anlatmaya çalıştı. Lokal toplantılarında “Kur’an-ı Azimu’ş-Şanın hayatımızı şekillendirmesi gerektiğine” sürekli vurgu yapardı. Böyle bir zatın arkasında hayrı konuşmak gerek. Biz ise onun dış politikasını neyin üzerine kurduğunu anlatmaya çalışalım biraz.

Erbakan Hoca’nın dış politikasını şu Hadis-i Şerifi merkeze alarak oluşturmuştur; “İslam tek ümmettir.” Müslümanları tek topluluk olarak nitelendiriyor. Bu islam topluluğun tek gayesi O’nun rızasıdır. O gaye aynı şeye inananların değerleridir. Diğer taraftan küfrü de “tek millet” olarak görür. Ümmetin yönlendiren şeyin İslam olması gerektiğini bilirken, aynı şekilde küfründen bir merkezden yönlendirildiğine inanırdı. Bu yönlendirmeyi de “Siyonizm”in yaptığına inanıyordu. Bugünkü kapitalist ve emperyalizm düşüncesinin ana eksenini Siyonizm belirlemektedir. Çünkü Siyonistler diyor Erbakan Hoca; “Biz 5765 yıldır kabalaya inandık faizci bir kapitalist nizam kurduk. Bütün dünya bize çalışıyor. Doların üzerindeki piramitte gösterilmiş olan 13 katlı insan organizasyonunu kurduk. İsrail’den olmayan insanları da Benî İsrail için çalıştırıyoruz. Para ve insan gücü bizim elimizde ve böylece dünyaya hâkim olacağız’ diyorlar.”

Erbakan Hoca Müslüman ümmettin karşısında küfrü bulurken, küfrün temsilcisi olarak da Siyonizm’i görmektedir. Siyonizm’le mücadeleyi küfürle mücadele olarak görmektedir. İsrail’i islamın kalbine saplanmış bir hançer olarak nitelendirmektedir. Bu hançerin buradan alınabilmesi için ise küfrün karşısında Müslümanların yek yürek olarak çıkmasında görmektedir. Bu düşüncesini ise her platformda dilendirmekten de çekinmemiştir. ABD’nin emperyalizmini Siyonizm üzerinden eleştirmiştir. Afganistan, Irak ve diğer İslam coğrafyasının işgalini Siyonizm’in işgali olarak görmüştür.

Erbakan Hoca Siyonizm’i kimin temsil ettiğini ise, şu şekilde dilendirmektedir.“Bu timsahın üst çenesi Amerika, alt çenesi Avrupa, kuyruğu da İsrail’dir. Gövdesi de bütün Müslüman ülkeler dâhil diğer ülkelerdeki hükümetlerin bir kısmıdır. Bundan başka, bir kısım basın mensupları ve işadamları konumundadır. Bunlar Siyonizm’in emrinde çalışan işbirlikçilerdir. İşte bu timsahı oluşturan Siyonizm’i mutlaka tanımalı ve tedbirlerimizi buna karşı almalıyız. Bulunduğumuz nokta böyle önemli bir noktadır. Dünyadaki her fesadın ardında Siyonistler vardır. Suikastların ardında Siyonistler vardır. Harp ve terör olayları bunların işidir. Bunları bilmeden yolumuzu çizemeyiz. Biz milletimize bu gerçekleri anlatmaya çalışıyoruz.”

Gerçekten de tarihe vukufiyeti de kayda değerdi. Olayları sınıfta öğrencilerine ders anlatır gibi anlatır. Olayın anlaşılması için en ince ayrıntısına kadar aktarırdı. Tarihe kendi anlayışınca ve kendine has üslubuyla notlar düştü. Gelecekte insanlar bu notlardan faydalanarak bir gelecek tasavvuru oluşturacakları muhakkaktır. Hoca olma ismini hem İslami kimliğinden hem de insanları yetiştirmesindeki özelliğinden almıştır.

Hoca, Refah-yol Hükümeti döneminde D-8’leri kurdu. Müslümanların birlikteliğini önemsiyor ve bu konuda atacağı adımları öncelikli olarak kabul ediyordu. Erbakan Hoca tüm dış politikasını “Müslümanların tek millet ve küfrün tek millet” olduğu şiarından asla taviz vermedi. Tüm dış politikasını bu anlayışı merkeze alarak kurdu. Bunun için dahi olsa onu hayırla yâd etmek gerekir.

Vefatın ümmeti birleştirir mi?

 

İslam dünyasının başı sağ olsun –SEBAHATTİN ARSLAN-TIMETURK

İslam Dünyası bu asrın en büyük insanını kaybetti. Bu kayıp sadece Türkiye için değil, bütün Müslümanlar için büyük bir kayıp sayılacaktır. Yakın zamanda kaybının ne anlama geldiğini bilmeyenler de öğrenecektir.

Yanlış bir asırda doğdu. Zor bir zamanda doğdu ve zor bir zamanda yaşadı. Kendisine engel olmak için cüceler tarafından sürekli önü tutuldu, engellendi.

O, dünyada zulüm gören, acı çeken, cehalet ve fakirlikle boğuşan bütün insanlara bir umut kaynağıydı. D8’i de bunun için kurdu.  Ancak her zaman engellendi, dışlandı, tehdit edildi, ötekileştirildi, küçük adamların hakaret ve küçümsemelerine maruz kaldı. O, buna rağmen yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik bırakmadı, davasına olan inancından asla geri durmadı. Sayın Necmettin Erbakan önüne konulan her türlü engellere karşı hazırlıklıydı. Bunları bekliyordu. Aldırmadı, bu engellemeleri görmedi, görmezlikten geldi. Davasına olan azmini hiç bırakmadı. Hakkında isterdik ki yaptıkları ile ilgili her şeyi yazabilelim. Ancak, inanıyorum ki, hakkında ne yazsak eksik kalacaktır. Yakın zamanda onu engelleyenlerin Türkiye’ye ne kadar kötülük yaptıklarını, Türkiye’ye ne kaybettiklerini daha iyi anlayacaklardır.

Sayın Necmettin Erbakan Hoca eğer kendisine imkân verilseydi şimdi değil Türkiye, İslam Dünyası çok ama çok farklı bir yerde olacaktı.

Türkiye’deki Müslümanlara İslam Dünyası ile iletişime geçmemek için kurulan bütün surları ve bütün duvarları yetiştirdiği kadrolarla karşılıklı olarak bir bir yıktı. O, bunu inancının bir gereği olarak, dini bir vecibe olarak yaptı. Hakikaten şayet bizler İslam Dünyası ile yeniden iletişime geçtiysek, onlar bizi tanımaya başlamışlarsa kendisinin olağan üstü çabaları ile olmuştur. Kendini sadece Türkiye’nin kurtuluşuna ve kalkınmasına ayırmadı, İslam Dünyasının kurtuluşuna ve kalkınmasına da ayırdı. Türkiye’nin geleceğini doğuda gördü. Batıyla şerefli bir şekilde iletişim kurmak istedi. Batılıları bu asırda en iyi anlayan ender insanlardandı.
Batının eğitim kurumlarını da iyi biliyordu. Ama o, hep gerici olarak kabul edildi. Bir makine Profesörü gerici ilan edilsin. Anlamadılar onu anlamadılar. Şayet Süleyman Demirel gibi her mevsimin adamı olsaydı, onu ne yerlere ne de göklere sığdırırlardı.

En son koalisyon hükümetinde Başbakan iken, 28 Şubat 1997’de pis bir ayak oyunuyla görevinden alındı. Bugün aradan geçen 14 yıl sonra 1997 ile 2002 arasında Türkiye’nin nasıl iflasa sürüklendiğini, nasıl soyulduğunu, içeriden ve dışarıdan nasıl peşkeş çekildiğini daha iyi anlıyoruz. Kendisi trilyon davası mahkemelerde iftiralarla küçük düşürülmeye çalışılırken, bir taraftan katrilyonların nasıl götürüldüğünü daha yeni yeni anladık. Demirel her zaman Erbakan’ın önünde engel oldu (Söz Ruşen Çakır). Her attığı adımda ona ayak bağı olmak, Demirel için öncelikli siyasi görev haline gelmişti.

Evet, Hizbullah’ı Jitem’in kurduğunu, Müslüm Gündüz olayının bir tertip olduğunu ve başka birçok iftirayı onu Başbakanlıktan almak için yapılan düzenbazlıklar olduğunu bugün daha iyi anladık. O günün utanmaz iftiracı medyası bugünlerde günah çıkartacaktır. O günlerde Müslümanlar hakkında birçok iftirayı doğruymuş gibi haber veren Gülgün Feyman ve onun gibilerin yalanları alenen ortaya çıktı. Bunların hepsi Erbakan Hoca’nın ayağına dolanan ve yürümesini engellemeye çalışanlar. Ancak, Hoca hiç yılmadı.
Sayın Necmettin Erbakan Hoca Türkiye’de Müslümanların iftiharla kurdukları bütün kuruluşlarda harcı vardır. Türkiye’de Müslümanların kendilerine gelmelerinde, şuurlanmalarında, bu ülkede bir üst kimlik haline gelmelerinde, bir insan gibi muamele görmelerinde onun katkısı tartışılmazdır.

Sayın Bülent Arınç’ın dediği gibi: O, siyaseti cihat anlayışı ile yapmıştı. Allah rızası için siyaset yapmıştır.
Biz onun nezaketine her zaman şahit olduk.

Biz onun samimi bir mümin olduğuna şahit olduk. Şahsen kurduğu partide hiç çalışmadım. Ancak yanılmıyorsam 1990’da Türkiye genelinde Ankara’ya davet ettiği yüz üniversiteli genç arasında ben de vardım. Daveti aldığımda gitmeyi kabul etmedim. Çünkü hakkında önyargılarım çoktu. Cahilce önyargılar. Arkadaşlarımın telkiniyle Ankara’ya gittim ve kendisinden bir haftalığına yüz öğrenciyle birlikte ders aldım. O zaman Sayın Hocamızın kim olduğunu daha iyi anladım.

Onun yolundan gidenler bugün Türkiye’yi baştan başa değiştirdiler. Bütün kurumlarını, şehirlerini yenilediler. Siyaset cücelerinin hayal bile edemeyeceği bir Türkiye var karşımızda.

İslam Dünyasının yeniden bir araya gelmesini görmedi. Ancak, birbirlerine çok yaklaştıklarını görebildi. Arap Dünyasındaki halk hareketlerine Türkiye’nin etkisi tartışılmaz önemde. Türkiye’nin bu dönüşümünde anahtar rol oynayan Necmettin Erbakan’dır. Onun talebeleri Türkiye’yi bu noktaya getirdi.

Son olarak Can Dündar’ın Erbakan hakkında hazırladığı 40 dakikalık belgesel 1998’de 28 Şubat’ın gölgesinde hazırlanmıştır. Bugün bu belgeselin NTV’de verilmesi bizi ayrıca üzdüğünü söyleyebilirim. Çünkü küçük düşürücü ve oldukça taraflı, yalan yanlış yorumların olduğu bir belgeselin Sayın Necmettin Erbakan Hoca’nın ölüm gününde verilmesi bizlerin acısını bir daha arttırmıştır. Hazırlayanları ve sunanları kınıyorum.

Türkiye ve İslam Dünyası büyük bir evladının yasını tutuyor. Başta aile efradına, İslam Dünyasına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Vefatın ümmeti birleştirir mi? - HALİT SARICAN - TIMETURK

İki hafta önce yazdığımız “Erbakan’ı Doğru Anlamak” isimli yazıyla ilgili Ortaasya’da bir dostumuz, yazının yarım kaldığını söylemişti…

Yarım kalan yazıyı “Büyük İnsan”ı kaybedince kaleme almak nasip olacakmış…

Ben bir öğrencin olarak şahidim ki;

Sen iyi bir Mü’min, iyi bir dava adamı, iyi bir mücahittin…

Dağ taş da buna şahitlik edecek…

Hiç kimse anlamasa da tarih anlayacak…

Türkiye’nin siyasal tarihine rengini vermekle kalmadın, şekillendirdin!

Erdoğan’dan Gül’e, Arınç’tan Şahin’e hepsi senin ürünündür!

Kurtulmuş’tan Şenere, Özal’a kadar hepsinde senin izin var!

Sen sadece siyasetçilere ilham kaynağı olmadın;

Hüseyin velioğlundan Mehmet Güney’e, Bülent Yıldırım’dan Abdullah Sevim’e, kanaat önderlerinden aydınlara, STK temsilcilerinden sendikacılara, diplomatlardan gazetecilere…

Doğru ya da yanlış ama hepsinde izin var Hocam!

Gençleri ne de çok severdin!

Gençler seni ne de çok severlerdi!

Bugün en şatafatlı programlarını erdeme tercih edenler, senin gençler için devlet protokolünü hiçe saymanı görselerdi utanmazlar mıydı!

Başbakan, programının bir-iki dakikasını senin vefatına ayırırken bu duyguyu unutmuş muydu acep…

Bir şubat soğuğunda ayrıldın aramızdan…

Öğrencin Metin yüksel dört gün önce şehit olmuştu, Salı günü getirileceğin Fatih camisi avlusunda.

Yarın seni doğru anlayıp da zihniyetine tahammül edemeyenlerin post-modern darbesinin yıl dönümü olacak, ne de manidar değil mi!

Sen Rabbine yolculuk ederken Libya’da sana seviyesizce davranan Kaddafi, tepetaklak devrilecek!

İslam birliğini savundun, başaramadın gibi göründü ama Türkiye’de bu işi senin ruhunla ve rüzgarınla sürdürenler Kuzey Afrika’ya, Ortadoğu’ya ilham kaynağı oldular.

Tunus’u Mısır’ı sarstılar, Bahreyn Yemen var sırada…

Daha sıra kime gelecek bilinmez ama sen olsaydın en çok da alanlarda kazanılanın masada kaybedilmemesine vurgu yapardın...

Gittin aramızdan ama ruhun bizimle olacak!

Çünkü seni özetleyen en anlamlı sıfat “Mücahit”ti…

Cihad’a inandın, “nefesin sonuna kadar verilmesi gereken bir mücadele biçimidir cihad” dedin…

Şahidiz ki Ey Rabbim;

Son nefesine kadar cihatla uğraşmıştır Büyük İnsan…

Son on yılımız küçük kavgalarla geçti…

Sen ayrılınca umarız ki ruhun büyük devrimlere kapı aralar…

Mustafa kardeşim vefatını duyurunca arındım, iki rekat namaz kılıp ruhuna Fatiha okudum…

Eşim “ağlıyor musun?” diye sorunca “O, arkasında ağlanılacak değil gurur duyulacak bir liderdi!” dedim…

Ağlamayacağım arkandan, ruhumun gözyaşlarını, mücadeleni yaşatmaya dökeceğim…

Sen seni de aşan bir davanın motoru oldun.
 
Motor fabrikanla, arabanla dalga geçtiler.
 
Motor yaptırmadılar sana ama sen ümmete motor oldun…

Hep derdin ya “hayra motor, şerre fren!”…

Ey güzel insan,

Beni vefat haberinden sonra en çok ne heyecanlandırdı bir bilsen!

İslam Birliği!

Libya’dan güzel haberler beklerken, tüm dünya Müslümanları coşmuşken, senin hep hayalini kurduğun ve ütopik olmakla suçlandığın ümmet birliği anlayışı yeniden canlanmasına heyecanlandım..

Kuzey Afrika-Ortadağu hattında kırk senaryo kurulurken “En büyük Hesap Sahibi” vefatını berekete dönüştürür mü?

Neden olmasın!

Erdoğan’la Kurtulmuş, Gül’le Şener, Arınç’la Kamalak yeniden ele ele tutuşsalar…

Misak-ı Milli sınırlarını aşan bir sinerjiyle Mısır’da İhvan’la, Tunus’ta Nahda’yla el sıkışsalar…

Libya’daki Türkleri kurtarmak kadar direnişe de selam dursalar…

Ortadoğu’da sünniyle de şiiyle de kucaklaşsalar…

Pansilvanya’ya, Ortaasya’ya uğrasalar…

Karadavi’yle, Haniye’yle, Kebiri’yle hasbihal etseler…

Molla Bahri’nin dizinin dibinde dua etseler…

Ne güzel olur değil mi!

İşte Hoca tam da böyle bir çılgındı…

Ama daraltılmış kısır bir siyasetten ütopik görünen aşkına ulaşamadı…

O büyük insanın hatırına;

Cenazede buluşalım!

Her coğrafyadan gelelim, her partide analım, her dergahta dua edelim, her kurum ve kuruluşta yeniden muhasebe edelim…

Ortaasya’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Avrupa’ya yeniden birliğe uzanalım...

 

28 Şubatçıların cenazesini hatırlayan çıkar mı? MEHMET KAMIŞ-ZAMAN

Erbakan'ın vefatı, bu 'post vahşi darbe'yi hafızalarımızda bir kez daha tazeledi. 28 Şubat'ın üzerinden tam 14 yıl geçti.

Bu 'post vahşi darbe' tarihin karanlık dehlizlerinde ve cehennemin dibindeki yerini aldı. Yalanın, iftiranın, düzenbazlığın ve senaristliğin zirve yaptığı bu dönemi, bugün herkes büyük bir yüz karası olarak hatırlıyor. Tarihe de yüz karası olarak geçecek.

28 Şubat, bütün kimliklerin, bütün niyetlerin bir bir ortaya döküldüğü, herkesin ipliğinin pazara çıktığı bir süreç olarak hatırlanacak. Çünkü, demokrat kılıklı düğmecilerin, leylim leyci demokrasi havarisi şarkıcıların içlerinde gerçekte neler taşıdıklarının çok güzel ortaya çıktığı bir dönemdi 28 Şubat... Elinde silah olanların, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi ülkenin yüksek yargısını ayaklarına çağırıp brifing vermeleri bile hakkın ve adaletin nasıl ortadan kaldırıldığının en büyük ispatıydı.

Daha önce 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de yaptıkları gibi 28 Şubat'ta da yitik kuşaklar oluşturdular. Yüz binlerce zeki, başarılı, bu ülkeye hizmet etmeye namzet gençlerin hayatlarını bozuk para gibi harcadılar. Dindarları ötelediler, dışladılar, yokluğa ve yoksulluğa zorladılar. Dindarları ısrarla yer altına itmeye çalıştılar ama bu ülkenin feraset ve irfanla beslenmiş insanları bu tuzağa düşmedi.

Turgut Özal'ın cenazesinde olduğu gibi dün Erbakan'ın cenazesini görünce hangi 28 Şubatçının cenazesi böyle olacak diye düşünmeden edemiyor insan. Güven Erkaya'nın cenazesini hatırlıyor musunuz? Elindeki silahla, devlet gücüyle çalım satanların, elindeki silahı kaybedince nasıl da bir hiç haline geldiğini hepimiz gördük. 28 Şubat'ın o omzu geniş kudretli paşalarını bugün kimse hatırlamıyor bile. Hatırlayanlar da en iyi ifadeyle büyük bir sevgisizlikle hatırlıyorlar. Hiçbir yürekte sevgi ihtiva eden sözcüklerle anılmıyorlar ve hiçbir zaman da anılmayacaklar.

Tıpkı Mısır'ı, Tunus'u, Libya'yı yönetenler gibi... Onlar kendi ülkelerinde en sevilmeyen insanlar olarak anılıyordu. 28 Şubat'ın kahramanları gibi onları da, hem halkları hayırla yâd etmeyecek hem de tarih iyi cümlelerle hatırlamayacak. Çevik Bir, Teoman Koman, Güven Erkaya, Erol Özkasnak, Kemal Yavuz, İsmail Hakkı Karadayı ve benzerleri üniformalarını çıkardıkları gün kimsenin yüzüne bakmadığı birer figür haline geldiler. Ama onların haksız uygulamalarına maruz kalanlar milletin gönlünde yerini aldı. Onlar halkın gönlünü kazanmak için, hak ve hakikati anlatmak için çaba gösterirken, elinde silah olanlar gücün verdiği şımarıklıkla, küstahlıkla hareket etti. Bu küstahlık da günü geldi hakkın yıkılmaz duvarına öyle bir tosladı ki, un ufak oldu.

İletişimin bu denli yaygınlaşması, haberdar olmanın bu denli kolaylaşması halkın tercihlerini çok daha önemli hale getirdi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki gelişmeler de gösterdi ki, 21. yüzyıl bir kamu vicdanı asrı olacak. Devlet gücüyle, silah gücüyle, iktidar gücüyle ayakta durmak artık mümkün değil. Halkın tercihi, gücü yendi.

O.G.

 
YORUM EKLE
    YORUMLAR
  • mucahit - 04 Mart 2011 Cuma 10:28
    bir facebok paylaşım butonu koyamadınız gitti
DÖVİZ KURLARI
USD 8.7024     EURO 10.3111     IMKB 1383     ALTIN 491,064    
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:05
Güneş 04:55
Öğle 12:32
İkindi 16:27
Akşam 19:59
Yatsı 21:41